Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mansûrnâme (Teslim oluş.)

Sana elleri titrek kelimeler getirdim Mansûr.  Sesi cılız hakikatlar, can sıkan duygular, içli bir ağıt, kapkalabalık yalnızlık. Kendimi getirdim sana. Biraz sığınsın diye ellerim. Kaçarken bir fanusun içine mutlu bir dünya tepiştirip geldim huzuruna. Salladıkça bütün karların tepetaklak olduğu, kırılır korkusuyla pamuklarla sarıp sarmalanmış bizimkinden bile sahte bir dünyayla... Gitmeler duydum çokça, gelmeler duydum çok az. Kalmalardan kaçmalar kadar hesap sorulmaz. Bolca alçaklık giymiş herkes. Pek azının üstüne dar. Giymem diyenlerin hepsi alay konusu geldiğim yerde. Gülmezsin diye sana geldim, çırılçıplak... Bir tüccar da tanıdım yolda. Benden mutsuz kelimelerimi alıp yerine mutlu sahtelik koymayı vadeden bir tüccar. İlkin uzandıysa da elim, bir kora değmiş gibi gel demeden geliverdi gerisingeri.  Daima bir gülüşü sığdırmak mı hayatıma?  Yapamazdım Mansûr fazlaydı bana...

Mansûrnâme.

Gücün yettiğince bir şeye sabredilir. Gücün yetmeye başlar başlamaz mücadele. Bir yere kadar geliyor insan, takatinin hiçbir şeye yetmediğini hissediyor Mansûr. Haplar, uyku, arkadaşlarla edilen kısır sohbetler, deniz kenarında dalgın bir yürüyüş, kalabalık bir dolmuşta başka nefeslerden kaçarak yolculuk yapış, büyük ideallere tekrar tekrar kapılış, ev temizliği, hayallere yöneliş, yarım kalan işleri tamamlayış, eski fotoğraflarla hasret gideriş, yeni insanlarla tanışıp ilk fırsatta onlarla irtibatı koparış, yırtılmış elbiseleri ihtiyaç sahibi birine veririm düşüncesiyle yeni alınacaklara yer ayırmak için ayıklayış, başlanıp ilk elli sayfasında sıkılarak kenara atılmış kitaplara tekrar başlamak için niyetleniş, kalp sızısı bırakmış kişileri yeniden hatırlayış, kapağının etrafı pespembe kurumuş şurup şişelerinin tarihinin geçtiğini fark eder etmez kaldırıp atmaya meylediş sonra tekrar vazgeçiş, çiçekleri sularken bulunan solucanlara nasıl bir hâl çare bulamayacağını bilemeyiş, bir yaz a...

Nefes

Duyulur Şeylerin Putları yayınlandı. Bir insanın şiirleri kitaplaştırıldığında heyecanlı, mutlu, hevesli olması gerekir belki. İçinde bulunduğum ruh hâli bütün bu güzel şeyleri tatmamı bana yasaklıyor. İnsan bazen güzel şeyler de olsun istiyor hayatta. Olmadıkça hayata inancı azalıyor insanın. Bunca kalabalık içinde iliklerime kadar hissettiğim yalnızlık da cabası. İnsanların anlatacak ne kadar çok şeyi var. Oysa benim susacak ne kadar çok şeyim var. Hisseden yaşayamıyor velhasıl. Konuşmak için hissetmeyi bırakmak gerek. Dikkat edilirse duygusal bir konuşmayı yapan kişinin ağlarken susmaktan başka çaresi yoktur. Duygular susturur insanı.

Böyle

Bir zambak ne zaman değse yanağına bilirim böyle ürperir ellerin. Gün böyle zamanlarda yeşerir teninde, böyle gün dua edersin. Biriktirdiğin bütün bozuk paralarını böyle gün bütün. Bozulan bütün yürekleri böyle gün tamir. "Rüzgâr elbet uçurur birbiriyle yüklü iki kalbi birbirine." der ve çeker gidersin. Adımların birbiri üstüne hayat dolu böyle yağmurda gelir. Yarını böyle sabah sayarsın alnında. Dünü böyle akşam özlersin. Kollarınla kucaklar un ufak edersin bulutları. Böyle uyuyunca unutursun ölen babanı. Alkışlarsın bütün ölmüşlerini, yorulana kadar dilin. Ellerinin izi ayın bir zamanlar kutlu bir elce sınıkmış olduğunu öğrendiğin günden beri çıkmadı yanaklarından. Bunu annemin içi kadar saklarsın sevdiklerinden. Örtersin gülüşünü bir gerçeğin aydınlığıyla. Böyle susar dilin bu havalarda ve sen yağarsın gökten yağmur diye ellerime, Böyle ıslanırım bir zambağı sularken. Bir zambak ne zaman değse yanağına bilirim böyle ürperir ellerin.