Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Günlükler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kaçış Mektupları 9

 Felç yalnız insanın elinin ayağının tutmayışı, yatağa mahkum hâle gelişi değil. Her insanın meflüç olduğu türlü duygu, düşünce, hareket durumları da söz konusu. Kimi duygularını dile getirme noktasında meflüç bir hâldeyken, kimi elinde şu kadar milyonluk bir parayla müteşebbis olma hususunda hareket kabiliyetini yitirmiş vaziyette ömürden gün tüketiyor. Kendime yazdığım bu mektupların bunca kişi tarafından okunmasının temel saiklerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Bir ben değilim dibi görünmeyen karanlığın debelenip duranı. Bir bizleriz...

Nefes

Ben cenkte cidal ederken geldiğim yerde her şey yerli yerince duracaktı. Yaş aldığımı, zamanla herkesi biraz biraz unuttuğumu, dolapta bıraktığım elbiseleri albenili olarak bulamayacağımı, annemin saçlarının ağardığını, cenkte yanımda olan insanların gözünde bir hiç mesabesinde olduğumu aklımın ucundan bile geçirmedim. Öyle saydım ki, ben tüfenk tutuşturulan ellerimle göğe de dua etmeyi unutmadıkça umduğum her şeye nail olmak saadeti beni mutmain kılmaya yetecekti.  Ayağıma es kaza geçirdiğim çarıklarımın tabanımı çakıldan taştan biraz olsun koruyacağı vehmiyle geri dönerken hiçbir şeyi bıraktığım gibi bulmamanın ızdırabını çekiyorum. Sırf bu sebeple bana sorulan "nasılsın?" sorusuna hiçbir zaman cevap vermedim. Ve yine bu sebeple Batuhan, Ebubekir ya da Mânsûr her kim oldumsa girdiğim bütün harplerden küskün döndüğüm günler çetelesini yırtıp atarak, sulhe dönüyorum. Sulhe yani hiç bilmediğim bir yere ve fakat en çok bildiklerimle.

Nefes

 Bir binanın çatısına çıkıp ayaklarımı dışarıya salladığımda otuz yaşıma galiba beş günüm vardı. Kendime söylemeye cesaret edemediğim şeyleri başkaları üzerinden olduğum yerde beni kasıp kavuran bir haset duygusuyla düşünüp durduğumda, kulağımda bir rapçinin olup biten her şeye isyan ettiğini haykırdığı melodileri hoş şarkılar eşliğinde bütün bir Samsun ayağımın altındaydı.  Hamdolsun şimdi bütün yüklerimden kurtuldum.

Nefes

 Doktora tezi. Abdullah Hoca'da kalma. Mayası bozuk yalnızlığım. Şu yaşa kadar biriktirdiğim keşkelerden başka içimde duygu diye tuttuğum kaç şey var? Masamın üstü kitap dolu. Es kaza muhatap olmak zorunda kaldıklarım zaten okumayan insanlar. Okuyamayan insanlar. Okumayan insanla. Okumayan insanl. Eksilte eksilte nasıl gidiyorsa bu cümle. İşte öyleler gözümde.

Nefes

 Sürekli tükeniyorum. İşsizim. Çevremdekilerin öyle ulvî gâyeleri var ki nefes alamadığımı göremiyorlar. Bunun için onlara kızgın mıyım? Kızgın değilsem bile ne demişti Kalın Türk; "Surat asmak hakkımız."... Parasızlık neden bütün büyük ruhların ayağına dolanmış bir sıfattır hâlâ anlayamadım. Bu ruhlardan biri miyim? Olsam ne yazar! Cebinde parası olmayan bir erkek eksiktir. Abdullah Hoca'da kalıyorum. Doktora teziyle uğraşma, derneğe gelip gidenlerle mecburî sohbet... "Yoruldum dünyayı tanımaktan." Oldu ya yarın kendisine devlet bahşedilen karnı tok sırtı pek bir hırt herif olma imkânı bahşedildi bana bütün bu yaşadıklarımın izi silinip gidecek mi? Silmek bir şeyi yok etmez. Bir şeyin oyuğunu büyütür. Yazıları silinmiş bir sayfada gördüklerimiz silinenlerden fazlasıdır. Silinmişlerin ağıdını yakar gözlerimiz. İntihar etmeyi o kadar büyük bir kaçış yolu olarak görüyorum ki! Elim kolum bağlı. Yaşayarak ölüyorum. Cümlelerimi eksilterek, gülmelerimi eksilterek, mer...

Nefes

 Bugün İsmet Bey'in elini öpüp vedalaştım. Salı günü Samsun'a geçeceğim inşallah. Cumartesileri iple çekiyordum... Şu muhakkak beni ben yapan insanlardan belki en önde gelenlerinden biri İsmet Bey'dir. Bir duruş sahibi olmaya dair ondan hayli şey tevarüs ettim. İnsan, insanda pişer. 

Nefes

 Buraya bir şeyler yazmayalı uzun zaman olmuş. Şubatın 27'sinde bir şeyler yazmışım en son. Bahsettiğim kişinin şimdi en çok nefret ettiği insanlardan biri benmişim. İçimde hâlâ bir yaradır, iyileşemedim, kanayıp duruyor. Geçenlerde dişime tel taktırdım. Şimdilik üst tarafa. İstanbul'a geldim. Samsun'a dönünce alt tarafa da takılacak. Biraz yeme zorluğu, olsun o kadar. Nasıl mutlu ediyor beni. Bir şeyin (bu cansız bir diş teli bile olsa) daima beni iyileştirmeye çalışması bende bambaşka bir duyguya sebep oluyor. İnsandan daha kötüsü yalnız insandır. Bir diş telinin merhameti... Ah Allah'ım. Yarın İsmet Özel'i dinlemeye gideceğim inşallah. Doktora tezine her gün biraz da olsa bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Annemle olmaktan mutluyum. Murat Sayımlar'ın eserlerini okuyorum şu sıralar. Öğrencilerin mesajları, bazı telefon görüşmeleri, Besim Tibuk videoları izleme... Yalnızlığı değil de belki sessizliği özlüyor insan. Güvenecek hiç ama hiç kimsem yok. Müthiş bir Kaht...

Nefes

Allah konuşanlar kadar susanların da Rabb'idir. İhsan Oktay Anar şöyle bitiriyordu Suskunlar romanını "Belki de susmak gerçeği anlatmanın tek yoluydu." Kaybettiğim şeyleri düşünüyorum da hepsi sustuğum için çıkıp gitti elimden, zihnimden, gönlümden. Bu susmak kelimesinin etimolojisi de bir tuhaftır. Konuşan insanları birinin susturdukları sıs, şış (sssssss, şşşşşşş) nevinden susturma ünlemlerinden türetildiğini kaydeder Nişanyan. Demek susmak diye bir şey yok da susturulmak diye bir şey var! Bir şeyi konuşunca da kaybediyor da insan, susarak kaybetmenin acısı, aklın bir köşesinde acaba(?)ların dönüp durması ne menem bir şeydir yaşayan bilir. İyi bir insan olmanın yolu, iyilik yapmak kadar kötülerin kötülüklerine ses çıkarmaktan geçiyor. Emri bi'l ma'ruf nehyi ani'l münker... Yani Mânsûr susma. KO NUŞ MA LI, KO NUŞ MA LI, KO NUŞ MA LI... Şarkılar, müzikler paylaştım onunla. Sadece bir kişinin görebileceği şekilde de ayarladım uygulamayı. Bende yer etmiş melodil...

Nefes

İnsanın bütün ızdırabının kökeninde geç kalmışlık duygusu ve mukayese yatıyor. Kimdir insan? Geç kalan. Kimdir insan? Karşısında gördüğü kişi/şeyde kendi noksan taraflarını idrak eden. Doğrusu bu ya, ilk zamanlarda kendimi daima birileriyle mukayese etmek canımı yakarken bugün bu düşünce yine onun gölgesinde kaldığına inandığım geç kalmışlık duygusuna yerini büsbütün bıraktı. Fakat bunların hiçbiri haset etmek gibi bir bayalığın kucağına atmıyor beni. Bu noktada kalbimin temizliğini çokça ölçüp biçtim. Şahit ola ola gidiyorum. Şahit ola ola artıyor ve eksiliyorum. Yalnızlığım ne çok seviyorum seni. VE YİNE YALNIZLIĞIM NE ÇOK NEFRET EDİYORUM SENDEN. Kaderimiz hep bir benziyor sevdiklerimizin kaderine. Bir de bir bakışına, bir el kol hareketine ne bileyim bazen bir adımına bakıyorum da birinin hemen bende yer eden bir yaranın onda da yer ettiğini fark ediyorum. E gidip tanışacaksın biliyorum şuranın kanadığını diyeceksin de in misin cin misin hemşerim? Kötü niyetliler cehennemindeyiz. Yi...

Nefes

 Kinyas ve Kayra'da Günday karakterlerden hangisiydi hatırlamıyorum. Sık sık "Hiçbir şey yok. Hiçbir şey yok. Hiçbir şey yok." dedirtir. Hiçbir şey yok telkiniyle bitecek dertlerim yok. Güç bela bulduğum işte hem bu ay hem de gelecek aylarda asgari ücretin çok çok altında bir maaş alacağım. Kadroluların 2 katından fazla çalışsan bile onların aldıkları maaşın ancak yarısını alabiliyorsun. Yok biliyorum bu sistemde adalet. İstanbul'daki apartmanın kolonlar gidik. Ne olacağı meçhul. Para lazım. Çok para. Yemeden içmeden kesebiliyorum ancak. Dedemin durumu çok ağır. Kanser artık bütün vücudunu ele geçirmiş. Bir deri, bir kemik, damarlar karnında toplanmış.  Boğuluyorum. Herkese her şeye YABANCIlaştım. Uyku desen yok say gitsin. Yemin ederim buna. Yemin ederim yıllardır rahatlık nedir bilmiyorum. Nefret etmenin de bir ibadet olduğunu biliyorum artık. bütün duygularla gerçekleştirilen eylemler gibi. Tezer... Güzel kadın, Yaşamın Ucuna Yolculuk'tu seninkisi. Bense yaşamı...

Nefes

 Demin bir kitabın okuduğum bölümünü tekrar okumamak için işaretledim. Tükenmez kalemle. İşareti koyarken canım yandı. Kitaplara canlı gözüyle bakmaya başlamışım. Can dostlarım.

Nefes

 Samsa Gregor bir sabah uyandığında bir böceğe dönüşmüştü. Bense her zaman o böcek olarak uyanıp, devam ediyorum hayatıma. Yarın araştırma görevliliği için sınav var. Sınavların kazanan şanslı namussuzları vardır hep. Kazananı belli olan sınavlara giren namussuzlar bunlar. Yine de ne bulduysam çalışıp hazırlanmalıyım. Yarın 10:30'da. Torpil yapmayı/yaptırmayı ne kadar meşru görüyor millet. İş bu ya dini diyaneti, vatanı milleti de kimseye bırakmıyorlar.  Makaleden kopmamalıyım. Arada birkaç satır eklemek şart. Büyük işler yapan bir adam olabilirdim. Bu kadar küçük insanlara denk gelmeseydim. Herkes ene rabbukumül a'la diye geziyor çevremde. Tanrıçalar, tanrılar... Bir boka yarayan insan olduklarından değil. Mala davara faydaları yok. İş bu ya sırf bu sebeple Kaf Dağı'nda burunları... Uykusuzum. Çalışmalıyım.

Nefes

 Rasim Özdenören'le ilgili bir makale çalışması. Üniversitelerin açtıkları ilanlara başvuru için evrak gönderme. Edebiyata dair okumalar. Tömer'de staja gidip gelme. İntihar edememe. Yusuf Altılgan'ın sadece Anayurt Oteli'ni okudum bu zamana kadar. Diğer kitaplarını da okumak lazım. Sanat tarihi okumaları. Yeni makale konuları bulmalıyım. Bir kitap tanıtımıyla ilgili makale şart söz gelimi, üstelik çok da zorlanmamış olurum. İyi niyet hep suistimal ediliyor. İşte dünya.

Nefes

 Yolumun yine yazıya düşmesi hoş değil. Zoru yenecek gücü kuvveti üzerimde görmediğimden mi, yoksa çok güçsüz olduğumdan mıdır, tüy bile gözümde ton görünüyor sırtıma düşecek olsa çöküp kalıyorum. Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime diyen Nazım da, Yaşamak umrumdadır diyen İsmet Özel de benden uzak olsun. Benim sancım emaneti taşımaktan aciz dağlarınkiyle aynı cinsten, kaldıramayacağım yükü vermeyeceğini biliyorum. Gelgelelim kolaylıkla da kaldıramayacağımı hissettiğim yüklerle karşı karşıya kaldığım anlarla boğuşmaktan işin üstesinden gelebilecek olduğum kısmı akla bile gelmiyor. Sevmiyorum insanları, bunun için oldukça çok haklı gerekçeyle doluyum. İnsanlığı seviyorum, insanları değil. Yazmakta bir işe yaramadı. 

NEFES

 Saadettin Ustaosmanoğlu'yla denk geldik kitapçıda. Salih Mirzabeyoğlu'yla ilgili hatıralarından bazılarını anlattı. Kendi kitaplarına yönelik sorular sordum. Cübbeli ile olan mevzuya kısa bir değiniş. Beni ve Muhammed isimli bir arkadaşı kastederek gündüz olsa gerek Fatih'in türbesine gittiğini ve Allah'ım beni bugün iyi insanlarla karşılaştır diye dua ettiğini söyledi. Tevafuk bize denk gelmiş... Uzunca ve güzel bir sohbetti.

Nefes

 Dün İsmet Bey'e Süleyman Çobanoğlu için yazdığı yazıdan pişman olup olmadığını sordum. Olmadığını söyledi. Akabinde Süleyman Çobanoğlu'nun da bugün ortaya pek de bir şey koyamadığından dem vurdu. Kredi sözcüğünü kullandı İsmet Bey, Süleyman Çobanoğlu'na yaptığı kıyak için. Neo-Epik şairler hakkında neler düşündüğünü sordum. Müspet şeyler söylemedi. Ben de ona İsmet Özel isminden güç devşirdikleri kanaatinde olduğumu söyledim. Ils Sont Eux şiirini yayımlamak için yanılmıyorsam Attila İlhan istemiş İsmet Bey'den. Aylar geçmiş yayınlanmayınca şiirini geri almaya gitmiş İsmet Bey. Hisarcılarla Maviciler arasındaki çatışmanın asıl sebebinin bir tarafın muhafazakâr-mukaddesatçı diğer bir tarafın marksist olduğundan mı diye sordum. Onayladı. Sezai Karakoç'u İkinci Yeniciler'in arasında saymayan birinin hiçbir edebiyat bilgisi olmadığını söyledi. Bir Yusuf Masalı'nı bilinçli bir şekilde mi normal masal formatında yazmadığını sordum. O da bilinçli olarak böyle yazdı...

Nefes

 Bugün İsmet Özel'i görmeye gittim. Televizyonda görüp kibirli dediğimiz adamla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktu. Bir derviş gibi geldi bana. Birçok şeye vakıf olmuş bir derviş gibi. Ses kaydını aldım uzun uzun. Damadı sildirdi. İzin almalıymışım türünden ters ters itici itici konuştu. Bir hışımla rica ettim beraber gittiğimiz Kemal Ağabey'e çıkıp gittik dernekten. Önceleri epey dilim tutuldu. Yıllardır etkisi altında kaldığım şair karşımdaydı. Ağzımı açamadım. Doktora semineri olarak Bir Yusuf Masalı'nı Joseph Campbell'in Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kuramına göre çalışacağımı, yüksek lisans tezimde kendisi dahil toplam üç şairin şiirini çalıştığımı söyledim. Bir Yusuf Masalı müsvedde olarak kalacak mı dedim? Kalacak dedi. Yetmişimden sonra bir daha yazmaya gücüm yetmez dedi. Hissettiklerini dökecek kelimeler bulamadığını anladığım birkaç cümle kurdu. Sorularım ve cevapları en az yarım saat sürdü belki. Edebiyata dair bir şeyler duymak mutlu etti sanıyorum şairi.  D...