Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kaçış Mektupları 3.

Bir sevgi dilencisi olduğumun farkına senelerce düşünüp de varmış değilim. Kendi olmak kitabımı okurken dinlediğim konferanslardan birinde ilgi ağıma takılan mevzulardan birisi bir sevgi dilencisi olup olmadığımdı. İçine düştüğüm acınası hâllerim olmadı diyemem. Bütün bir dünya sevse beni, bilmem kaç milyon hediye alsalar, her istediğim olsa, herkesin beni sevmesinden, her istediğim hediyeye kavuşmamdan ve her istediğimin olmasından müthiş bir rahatsızlık duyarım. Gidip sığınacak bir acı bulmam gerektiğini hissederim hemen. Ağlayacağım bir kuytu aramakla geçer ömrüm. Bütün dünya yıkılsa ve bir ben kalsam ne değişir hayatımda? Mevcut hâlimde bütün dünya ayakta ve bir ben yıkıldığıma göre değişen çok da bir şey olmaz. Yerimin kafirlerin, nezaketsizlerin, hissizlerin, zalimlerin, fasıkların, facirlerin yanı olmadığını bileli çok uzun zaman oldu. Gel gör ki yerimi yanları kılmaya azm ü cehd ettiğim nice âlimlerin, sâlihlerin, nâziklerin, fâzılların en ufak bir hatalarında okyanuslar geçeri...

Kaçış Mektupları 2.

 Bir haymatlos olduğumu dün Ümmühan Ablamdan öğrendim. Tevfik Fikret gibi vatanım rûy-ı zemin milletim nev-i beşer herzesine kulak kabartacak kadar haymatlos gibi hissediyor muyum? Ne bileyim ben! İnsanın korka korka atamadığı adımları yüzünden gün gelip de yürümek zorunda olduğu koca bir yolu olduğunu fark etmesiyle beraber kendisini oturmaya adadığını gerek kendi nefsimde gerek etrafımdaki insanlarda çok müşahede ettim. Yağan bütün kara, bütün kurşuna rağmen olduğu yerden ayrılma iradesi gösteremeyen siperdeki bir asker gibiyim. Atacak tek kurşunum yok yiyecek zibilyon kurşun var ve benim çakılı kaldığım yerden ayrılmaya dair herhangi bir eyleme geçme takatimin olmayışı Oblamovluk'una teslim olmamışım da ellerim kollarım bağlı bir biçimde bu hâle teslim edilmişim gibi hissediyorum. Dünyanın hemen her bir yanından yazıp çizen insanların yazıp çizdiklerini okudukça Allah'ın, insana beyanı öğrettiğini söylediği ayeti tefekkür etmemek mümkün mü? Her biri dünyayı bir paçasından tu...

Kaçış Mektupları 1.

 Yazı tura attım ve tura geldi. O hâlde yazmaktan başka çarem kalmıyor demektir. İnsanın aklına her geleni yapmasındansa biraz düşünüp duruma göre hareket etmesi gerektiğine ilişkin bir yığın telkinlerde bulunan zevâtın dilinden düşüremedikleri nasihatlara kulak kabartmaktansa yanlışa da varsa bildiği yolda yürümeye devam edip etmemesi gerektiğinin her zaman bir soru işareti olarak kalmasının önüne geçebilecek herhangi bir durum olup olmadığının ayırdına varması gereken kişinin ne denli ötekiler olduğuyla ilgili aklımın erdiği ilk yıllardan beri düşünmüyorum diyemem. Çünkü düşünebilmek, göz yaşının değil, söz yaşının fiilidir. Sahici hiçbir sözü yaş bırakmayan insanların dünyası burası. Her şeyi kurutanların. Bugüne kadar bütün yazdıklarımda muhataplarımın seviyesini gözetme mecburiyetim oldu. Çevremde para yerine biriktirdiğim insanlarla (ki hiçbirini ben harcamadım hepsi harcanıp gitti) kurabileceğim diyalogların seviyesini her zaman düşürmek gibi bir ızdırabın beni boğduğunu far...

ŞEYH BABAM XXVIII.

 İnsanın eğri büğrü bir yer tuttuğu dünyada birine bir şeyleri açıklayamamanın ızdırabını çokça çektiğini hep aynı yol üzerinde modern bir sisifos olarak gidip gelen şoför bıkkınlığını kadar yaşadım. Bazen olmaz. İster yırtık yakalı bir gömlek giy. İster yalnız rengi kreme çalmış bir fanila. Bütün vücudun çürümüştür. Bot, sandalet ya da terlik ne fark eder? Çürümüş bir et yığınını getirip götürmekten başka yapıp ettiğin ne vardır ki? Benden hikmetli sözler sadır olsun diye nice dualar ettim. Bütün hamdler Allah'a mahsustur. Sözümün hepsi malayaniye denk düştü diyemem zira Hak'tan korkarım ve bunu salih bir mümin olmanın en başat unsuru sayarım. Sadece geldiğim bu noktada ruhumun iyiliklerini o kadar içip bitirdim, düşüncelerim o kadar hastalandı ve hafızam o kadar zayıfladı ki bana benden sorulsa "Hiçim!" cevabı ağzımdan çıkarsa adımı şükredicilerden yazdıracağıma dair herhangi bir kuşkuyu sineme yük etmiyorum. Si Je Vis. Ölüm korkusu olduğu iddia edilen Tolstoy'u...

Nefes

Ben cenkte cidal ederken geldiğim yerde her şey yerli yerince duracaktı. Yaş aldığımı, zamanla herkesi biraz biraz unuttuğumu, dolapta bıraktığım elbiseleri albenili olarak bulamayacağımı, annemin saçlarının ağardığını, cenkte yanımda olan insanların gözünde bir hiç mesabesinde olduğumu aklımın ucundan bile geçirmedim. Öyle saydım ki, ben tüfenk tutuşturulan ellerimle göğe de dua etmeyi unutmadıkça umduğum her şeye nail olmak saadeti beni mutmain kılmaya yetecekti.  Ayağıma es kaza geçirdiğim çarıklarımın tabanımı çakıldan taştan biraz olsun koruyacağı vehmiyle geri dönerken hiçbir şeyi bıraktığım gibi bulmamanın ızdırabını çekiyorum. Sırf bu sebeple bana sorulan "nasılsın?" sorusuna hiçbir zaman cevap vermedim. Ve yine bu sebeple Batuhan, Ebubekir ya da Mânsûr her kim oldumsa girdiğim bütün harplerden küskün döndüğüm günler çetelesini yırtıp atarak, sulhe dönüyorum. Sulhe yani hiç bilmediğim bir yere ve fakat en çok bildiklerimle.

ŞEYH BABAM XXVII.

Bütün gün kustum ve bunun mide bulantımla hiçbir ilgisi yok. Aynada yüzümü gördüm. Olup bitenlerin bütün sebebi kendi yüzünse şayet, tükürecek bir yüz bile bulamıyor yalnız aynaya püskürmekle kalıyorsun. Dua ettim, çokça. İnsan duayı en çok duyulmak istediğinde eder. Neyse yaşadığı, asıl duyması gerekenin duymasını ister. Tekke de hapishaneydi benim için burası da. İnsanın ötelerden gelip tekrar ötelere gideceğini şuradan anla ki BURASI ORASI değil. Gittiğin hiçbir yer aradığın yer değil. Tanıdığın hiç kimse tanımak istediğin kişi değil. Yediğin hiçbir şey yemek istediğin şey değil. BURASI ORASI değil. Buluta bir ben yük olurum. Sırtıma aldığım yüke bile yük olmanın sancısıyla dolup taşar kalbim her seferinde. İncitmeyeyim dediğim her ne varsa "çıt" diye kırılır dokunmamla birlik. Peygamberlerin bütün mücadelelerinden bana yalnız hüzün kaldı. Oysa başkaldırıyı, iman etmeyi, muzaffer olmayı, kavmime her fırsatta tebliğ etme hassasiyetini pür dikkat yerine getirmeyi, tağutlarla...

ŞEYH BABAM XXVI.

Bazı insanlar vardır, iyi ya da kötü olmaları bir yana yanlarında oldukça ruhunuzun soğurulduğunu hissedersiniz. Ne çok insan tanıdım böyle Şeyh Babam'ın huzuruna gelen. O herkesi ama herkesi dinler, dertlerine koşuşturur, kır saçları, Kazakistan'dan hediye gelen hırkası, eh bazen de bilmem kaç on yıllık siyah ceketiyle bir şeyleri kaldırıp götürürdü. Çay içip masalara boş bardaklarını bırakanların artıklarını toplar, tekkenin bulaşıklarını yıkar, biraz fazla hürmet göstermeye kalktığımda "Otur aşa!" diye kestirip atar ve bana sık sık "Ulan ne adamsın!", "Pis herif!" 'takılma'larında bulunur ve gülerdi(k).  Bir keresinde "Şeyh Babam'ın yerinde olsam şu heriflerden bir tanesini adam yerine koymam." diyesi oldum. "O zaman da ortada bir tane bile adam kalmıyor." dedi. Haklıydı. Kaç insanın canını cehennemden satın alsa kendi kurtuluşuna vesile saydığını en azından ben biliyordum. Canımı en çok yakan da bu bilgiydi.

ŞEYH BABAM XXV.

"Merhametine ne oldu?" "Bilmiyorum." "Merhametine ne olduğunu mu, merhametin ne olduğunu mu?" "Galiba ikisinin de bilgisi benden gideli çok oldu." "Merhametin bilgisi yoktur." "Neyi vardır efendim?" "Merhamet bilinmez. Merhamet edilir." Şeyh Babam'ı gördüm rüyamda. Hatırladığım diyaloglarım bunlar.

ŞEYH BABAM XXIV.

 Buruşturulmuş bir poşet, kolsuz bir vinç operatörü, dilsiz bir şair, topal bir dağcı gibi hissettiğim bir günün ortalarındayım ve senin bilmem hangi siteden bulaşan virüsünü bilgisayarından silmek için attıracağın format öncesi hangi dosyaların önemli olup olmadığına bakınırken bulabileceğin bu word dosyasına kendime dair şu dünyada sahici bir şeyler kalsın diye yazdığım bu cümleleri bir emanet olarak sana bırakıyorum Ümmüş. Bütün gün yatağımdan hiç çıkmamak gibi bir azaba düştüğümden beri aklımda ilk gençlik yıllarımızda arkadaşlarımızla toplanıp entelektüel üç beş satır etmemizin (tabii genelde hep ben konuşurdum) hasretini nasıl çekiyorum inanamazsın. Bu hastane bir tımarhane evet ve siz hepiniz yani beni buraya mahkum etme irfanını gösteren modern çağ ilah ve dahi ilaheleri bu çağın Procrusteslerisiniz. Procrustes'i araştırmaya yorulma Ümmüş. Antik Yunan mitolojisinde Procrustes adlı bir devden bahsedilir. Yanılmıyorsam Atik Yarımadası'nda yaşayan bir devdi bu. Yatağıyla ü...

ŞEYH BABAM XXIII.

Şeyh Babam'ı hatırladıkça ellerinde bol köpükle cam silen peruklu bir palyaço geliyor aklıma. İlk güvendiğim ve ilk güvenimi yıkan insanı başka hangi mesleğin erbabıyken anımsayabilirdim ki? Palyaçolar neden bir yaştan sonra komik veya sevimli gelmemeye başlar insana? Çünkü o kostümü sırtına geçirmiş bir insanın rol yaptığını biliriz. Biliriz diye beylik bir çıkışta bulundum sanma. İnsan çevresinde kimin rol yaptığını bal gibi bilir. Kanmayı ister yalnız, kandırılmayı. İhtiyacı da vardır buna. Nasıl susayınca kana kana su içerse insan, yalnız kalmanın korkusuna kana kana kandırılmaya da razı olur. Annemin İspanya'dan gönderdiği onun gençliğinde önem arz etse de artık hiçbir hükmünün kalmadığı kartpostalların birinde arkada bir palyaço fotoğrafı da var. Benim bu derin palyaço metaforum iş bu kartpostaldan aldığım ilhamdan müteşekkildir. Yamrı yumru adımlarla yanıma geliyor yan ranzadaki herif. Ümmühan, bu herif sen odadan her çıktığında ağza alınmaya insanın imanının el vermeyec...

ŞEYH BABAM XXII.

 Rüyamda keman çalan bir geyik gördüm. Saçlarımı kesmek için bir berber geldi. Dökülen bütün beyazlıklarımla beraber çektiğim sıkıntıların gözlerimin önünde bir bir ağdığını gördüm. Fakülte yıllarımda yani ben hiç gitmek istemediğim o iğrenç şehrin iğrenç üniversitesinde güzel sanatlar fakültesinde okurken tek yeteneğim olan resim çizmeyi bir maharet saydığım yıllarda başladım saçlarımı yoğarmaya. Okuduğum her şeye inanan, duyduğum her söze kulak veren ("Onlar her sözü dinlerler en güzeline uyarlar" ayetinden haberim yoktu.) bir Don Kişot'tum. Nasıl bilebilirdim dünyanın kendisini bu kadar çok kötüye beşik yapıp salladığını? Hitler olmak için bütün özelliklerim tutuyor diye bir dönem bıyık bile bıraktığımı itiraf etmeliyim. O da ressam ben de ressam... Derken Şeyh Babam girdi hayatıma da ben, bütün bir Alman ulusunu kendime taptırmak gibi bir ahmaklıktansa Allah'a kul olmaya gayret ettim. Müritlerim geldi dün. Camdan küçük bir el sallayışıyla geçiştirdim. Her kovduğum...