Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mektuplar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kaçış Mektupları 8

Bazı şeylerin yalınlığına ihtiyacım var. Derin çözümlemelere, ulvî istişarelere, çeşitli yönlerden açımlamaya, yorumlamaya değil. Sadece biraz kulak kesilerek hâlledebileceğim kadar yalın, sade, net, belirgin, iyi tanımlanmış bir hâlde insan üstü enerji harcamadan, kafa yormadan, ilk dinleyişimde hemen anlayabileceğim cümlelere. Bu yüzden nefret ettiğim sayılardan kurulu formüller dünyasına imrenmek durumundayım artık. 1+1=2'nin dünyasına. Çünkü bu zamana kadar 1+1'in 2 etmediği yerlerin inancıyla tükettim kendimi. Nostalghia'da Tarkovsky'nin; "Bir damla bir damla daha iki damla etmez daha büyük bir damla eder." sözüne rağbet etmemem gerektiğini ARTIK biliyorum. *** Zihnimde yüzlerce yazarla yürümenin, biraz kalem tutabilmenin, yalan söyleyememenin, iki yüzlülük yapamamanın dışında kendime dair çok da bir şey biriktirdim diyemem. Bunların hiçbirini biriktirmeyen insanların neyi nasıl harcadıklarına ilişkin aklımda ve kalbimde bitip tükenmek bilmeyen bir merakı...

Kaçış Mektupları 7

Mektupların başlığına takıldı gözüm. Neden kaçıyorum? Kaçacağım yerde kaçmış olduğum yerden daha munis karşılayacak bir dünya vaadi mi ağuşunu açarak karşılayacak beni? Hayır bunun böyle olmayacağını ben de biliyorum. Ama insanın olduğu yer olmak istediği yer değilse şâyet, kendisini nasıl ait hisseder herhangi bir yere? Zor bela kalacak bir konak yeri bulan yolcunun hâne sahibine ayıp etmemek için kıvrandığı bütün duyguların toplamıdır ruh hâlim. İnsana ızdırap veren de budur ötesi değil... Başkalarının hikâyelerine cümleler taşımaktan kendi hikâyemde birçok sayfa boş. İşin kötüsü hangi sayfaya neler eklemem gerektiğini şimdi hatırlamıyorum. Her yazmaya kalktığımda birbirinden kopuk onca cümle yığılıyor. Ben de siliyorum.

KAÇIŞ MEKTUPLARI 6

 Bir ben taşırsam kalkar bunca yük sandım. Sırtlandığım şey in ne olduğu, kimin için taşıdığım, pahasının ederi, ne kadar götüreceğim, kime teslim edeceğim aklımın ucundan geçecek olsa El Vesvasi'l Hannas'tandır deyip bir eûzü besmeleyle geçiştirdim hemen. Yolda gördüğüm herkesi Hızır sandım. Öyle olsun istedim, bir tanışıklık kurduysam bunun mutlaka hikmetli bir sebebi olmalıydı, hikmete beni râm edecek kişiyle bir arada olduğum tesellisi kuracağım bütün cümlelerimin cesaretini verdi bana. Konuşmalarımız esnasında en sıradan cümleye bile hikmet yüklü kuşlar gibi hassas davrandım da kulağıma konsun istedim. Öyle olmadı. Duyduğum hiçbir cümle Hızır'ın ağzından çıkmış olamazdı. Bir bundan emindim. Musa'ya hakikati öğreten Hızır beni niye yanıltsındı? Konuşulan her sözü bir ben dinlersem duyulur olur sandım. Benim için konuşmadıklarını, sadece kendilerini daha fazla VAR kılabilmek adına susmaksızın konuştuklarını aklıma bile getirmedim. Gökten bir el uzansın da şöyle bir s...

Kaçış Mektupları 4

 Modern dram sanatının mütemmim cüzü olacak çapta bir anlatıdır hayatım. Başa sarıp sarıp izlediğim hatıralarım var. Üstelik her seferinde hatıramın bir başka yönüne odaklandığımdan tekrara düşmüş gibi de hissetmiyorum kendimi. Bir sinema eleştirmeni gelse de yorum yapmaya kalksa kalemini yazısının henüz ilk cümlesinde kırar. Nedenini ona sor. Meflüç bir hâldeyim. İrademin tamamen elimden alındığı bir hayatın nefes alıp vermelerine yaşamak adı koyuyorum şu sıralar. Uyumaya, sabah namazı için uyandıktan sonra tekrar uykuya dalmaya kıvrım kıvrım kıvranıyorum. Saçlarım çok dökülüyor şu sıralar. Hiç susmadan o kadar çok konuşuyorum ki iç sesimle aynı şeyleri, birisine bir cümle kuracağım zaman bir ikisinin ardından sus düşüyorum. Yoruluyorum hemen. Batuhan ŞUORUÇ.

Kaçış Mektupları 3.

Bir sevgi dilencisi olduğumun farkına senelerce düşünüp de varmış değilim. Kendi olmak kitabımı okurken dinlediğim konferanslardan birinde ilgi ağıma takılan mevzulardan birisi bir sevgi dilencisi olup olmadığımdı. İçine düştüğüm acınası hâllerim olmadı diyemem. Bütün bir dünya sevse beni, bilmem kaç milyon hediye alsalar, her istediğim olsa, herkesin beni sevmesinden, her istediğim hediyeye kavuşmamdan ve her istediğimin olmasından müthiş bir rahatsızlık duyarım. Gidip sığınacak bir acı bulmam gerektiğini hissederim hemen. Ağlayacağım bir kuytu aramakla geçer ömrüm. Bütün dünya yıkılsa ve bir ben kalsam ne değişir hayatımda? Mevcut hâlimde bütün dünya ayakta ve bir ben yıkıldığıma göre değişen çok da bir şey olmaz. Yerimin kafirlerin, nezaketsizlerin, hissizlerin, zalimlerin, fasıkların, facirlerin yanı olmadığını bileli çok uzun zaman oldu. Gel gör ki yerimi yanları kılmaya azm ü cehd ettiğim nice âlimlerin, sâlihlerin, nâziklerin, fâzılların en ufak bir hatalarında okyanuslar geçeri...

Kaçış Mektupları 2.

 Bir haymatlos olduğumu dün Ümmühan Ablamdan öğrendim. Tevfik Fikret gibi vatanım rûy-ı zemin milletim nev-i beşer herzesine kulak kabartacak kadar haymatlos gibi hissediyor muyum? Ne bileyim ben! İnsanın korka korka atamadığı adımları yüzünden gün gelip de yürümek zorunda olduğu koca bir yolu olduğunu fark etmesiyle beraber kendisini oturmaya adadığını gerek kendi nefsimde gerek etrafımdaki insanlarda çok müşahede ettim. Yağan bütün kara, bütün kurşuna rağmen olduğu yerden ayrılma iradesi gösteremeyen siperdeki bir asker gibiyim. Atacak tek kurşunum yok yiyecek zibilyon kurşun var ve benim çakılı kaldığım yerden ayrılmaya dair herhangi bir eyleme geçme takatimin olmayışı Oblamovluk'una teslim olmamışım da ellerim kollarım bağlı bir biçimde bu hâle teslim edilmişim gibi hissediyorum. Dünyanın hemen her bir yanından yazıp çizen insanların yazıp çizdiklerini okudukça Allah'ın, insana beyanı öğrettiğini söylediği ayeti tefekkür etmemek mümkün mü? Her biri dünyayı bir paçasından tu...

Kaçış Mektupları 1.

 Yazı tura attım ve tura geldi. O hâlde yazmaktan başka çarem kalmıyor demektir. İnsanın aklına her geleni yapmasındansa biraz düşünüp duruma göre hareket etmesi gerektiğine ilişkin bir yığın telkinlerde bulunan zevâtın dilinden düşüremedikleri nasihatlara kulak kabartmaktansa yanlışa da varsa bildiği yolda yürümeye devam edip etmemesi gerektiğinin her zaman bir soru işareti olarak kalmasının önüne geçebilecek herhangi bir durum olup olmadığının ayırdına varması gereken kişinin ne denli ötekiler olduğuyla ilgili aklımın erdiği ilk yıllardan beri düşünmüyorum diyemem. Çünkü düşünebilmek, göz yaşının değil, söz yaşının fiilidir. Sahici hiçbir sözü yaş bırakmayan insanların dünyası burası. Her şeyi kurutanların. Bugüne kadar bütün yazdıklarımda muhataplarımın seviyesini gözetme mecburiyetim oldu. Çevremde para yerine biriktirdiğim insanlarla (ki hiçbirini ben harcamadım hepsi harcanıp gitti) kurabileceğim diyalogların seviyesini her zaman düşürmek gibi bir ızdırabın beni boğduğunu far...