Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Düzyazı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Montag Kitap Okur Firavun’u İtfaiye Hortumuyla Döverse Musa da Seni Özgür Kılar

  Montag Kitap Okur Firavun’u İtfaiye Hortumuyla Döverse Musa da Seni Özgür Kılar                                                                                            “Ve ancak yaşamın                                                      tehlikeye atılması iledir ki özgürlük kazanıl...

ŞEYH BABAM XXVIII.

 İnsanın eğri büğrü bir yer tuttuğu dünyada birine bir şeyleri açıklayamamanın ızdırabını çokça çektiğini hep aynı yol üzerinde modern bir sisifos olarak gidip gelen şoför bıkkınlığını kadar yaşadım. Bazen olmaz. İster yırtık yakalı bir gömlek giy. İster yalnız rengi kreme çalmış bir fanila. Bütün vücudun çürümüştür. Bot, sandalet ya da terlik ne fark eder? Çürümüş bir et yığınını getirip götürmekten başka yapıp ettiğin ne vardır ki? Benden hikmetli sözler sadır olsun diye nice dualar ettim. Bütün hamdler Allah'a mahsustur. Sözümün hepsi malayaniye denk düştü diyemem zira Hak'tan korkarım ve bunu salih bir mümin olmanın en başat unsuru sayarım. Sadece geldiğim bu noktada ruhumun iyiliklerini o kadar içip bitirdim, düşüncelerim o kadar hastalandı ve hafızam o kadar zayıfladı ki bana benden sorulsa "Hiçim!" cevabı ağzımdan çıkarsa adımı şükredicilerden yazdıracağıma dair herhangi bir kuşkuyu sineme yük etmiyorum. Si Je Vis. Ölüm korkusu olduğu iddia edilen Tolstoy'u...

ŞEYH BABAM XXI.

Şeyh Babam'ı tanıdığım ilk gün ondan kelime-i tevhidi değil kelime-i tehditi öğrendim. "İmanınız kimseyi tehdit etmiyorsa, inanamazsınız." demişti. Evet, müslümanın kelime-i tevhidi dile getirmesini birileri tehdit olarak algılamalı. "Kimdir o birileri?"nin şerhini yapmak vazifesi bana düşmese de sana bazı ipuçları vermekten yüksünmem. Anamalcılar yani servet düşkünü modern Karunlar, faizci hırbolar, siyonist denyolar, Amerikancı, Rusçu, Çinci, İngilizci ve sair batılı uşakları, münafıklar, güvenilmez, inanılmaz, sır emanet edilmez, gıybetçi, koğucu, nemîmeci, sarıya düşkün, gözü başkalarının cebinde olan kifayetsiz muhterisler, mal üstüne mal yığan bu dünyacılar, insanların hayallerini yıkanlar, ümit verip aldatanlar, yalan söyleyenler, kıskançlar, hasetçiler, fesatçılar, nankörler, kıymet bilmezler ve daha niceleri senin imanını kendilerine bir tehdit olarak görmeliler. Günlük rutin hastane işleri, yan ranzamdaki herif her gün bir hayvan olarak uyanıyor. Bugün...

ŞEYH BABAM X

 Tekkedeki kızları uyardığım konulardan bence en önemlisi ve en çok zorlarına giden şuydu: Beğenmedikleri erkeklere dair takındıkları kibirli tavrın adını iffet koymamaları. Bu ne lafa gelince dillerinden düşürmedikleri Meryem'in ne Asiye'nin ne Hatice anamızın iffet tavrına münasip düşen bir durum değildi. Kibrinizin adını iffet koymayın dedikten sonra tekkeye gelip giden ve bana küstüm oynamıyorumculuk yapanların sayısı hemen hemen üçte birdi ve ben hiç oralı bile olmadım. Kadın demek öfke demekti Şeyh Babam için. Böyle söyledi bir keresinde bana. Kadınlara dair takınmam gereken tavrın ne olduğuna ilişkin annemden tevarüs ettiğim ahlakî anlayışım ve bir yaşa kadar teyzelerimin elinde büyümüş olmam oldukça belirleyici bir rol tayin etti bana diyemem. Filozofların neden kadın düşmanı olduklarının gerekçesinin sadece Antik Yunan'da kadın, aşkın değil üremenin bir aracıydı aşk erkeğin erkeğe karşı beslediği duygunun adıydı ve bu sebeple Antik Yunan'daki herifler kadınlara...

Şeyh Babam IX.

Bedelini kime ödeteceğimi bilemediğim bir hayatı yaşadım. Izdırabımın tek sebebi bu. Hayatta her şeye geç kalmış gibi hissetmemin esas itibarıyla birileriyle kendimi mukayese etmem ve onlara haset etmemle ilgili olmadığını anladığım günden beri cezasını kendimden başka keseceğim kimseyi bulamadığım için başta kendim olmak üzere bütün insanlıktan nefret ettim. Bu nefret öyle bir mide bulantısının içine sürükledi ki beni, bütün insanlığın üzerine kussam yine de içim soğumaz. Hani kambura sormuşlar; "Senin mi sırtın düzelsin, bütün insanların mı sırtı eğrilsin?" cevap vermiş kambur; "Bütün insanların sırtı eğrilsin." Böyledir işte. En kutsal öğretinin bile çizdiği haritaya uymamaya başlar ve kendi dünyamı kuracağım derken bütün sınırları altüst etmenin bedbahtlığını yaşadığın bir ömrü sürmeye devam edersin. Kendi dünyamın sınırları kargacık burgacık da olsa çizdiğim kendilik ülkemin haritasının bugün ne derece müdafii olabilirim bunun cevabı henüz zihnimde oturmuş deği...

Şeyh Baba Fasl-ı Semâniye

Hatıralar hep dağınık gelir zihne. Şimdi ben Şeyh Babam'a dair kronolojik bir hatırât yazamam elbet. Biraz önü biraz sonu anlat lan birine birini en fazla tanıştığınız gün çıkar ağzından. Sonra bozulur gider tarih. İnsan bir insanla yaşadıklarını gün be gün hatırlasa zaten, ölür be ölür! Yan ranzadaki İbrahim Amca bana bugün bir arkadaşından bahsetti. Arkadaşı, rüyasında bir kız görmüş. Hayatı boyunca o kızı beklemiş. Evlenmemiş. Öylece ölmüş herif. İbrahim Amca tabi, hayretler içinde. Zati geldi aklıma "Ayıttı ol peri bir gün düşüne girüren bir şeb Sevincimden nice yıllar geçipdir görmedim uyhu." Yani O peri gibi güzel kız bir gün acımış bizimkine de bir akşam rüyana gireyim diye lütufta bulunmuş yosma. Bizimkisi de öyle sevinmiş ki kızın bu sözüne yıllardır uyuyamamış. Uyuyamadığı için de kızı görememiş yıllarca iyi mi? "Aşk gelip de bulmaz insanı," derdi Şeyh Babam. "İnsandır aşkı bulan."  "Başına insanı almadığın bütün cümleler noksandır....

Şeyh Babam Fasl-ı Sitte

 E pur si muove! Nursel gittikten sonra bu sözü virt edindiğim günler nicedir. İnsan neresinde küsüyor da dünyanın; "Ben artık oynamıyorum!" deyip bir kenara geçiyor biliyor musun? Bu sorunun cevabını sana ben versem, Şeyh Babam: "Rabb'lık oynama!" emir cümlesiyle beni haşlardı. İnsan neresinde küsüyor dünyanın? İnsan neresinde küsüyor? İnsan neresinde dünyanın? İnsan dünyanın. İnsan. İns. Tekkede hararetli hareretli zikir çeken, Şeyh Babam'ın kurduğu meclislerde söz hakkı alıp ortalığı inleten az mı yüzünün karası akına galebe çalmış münafık gördüm sanıyorsun? Şeyh Babam görmüyor muydu sanıyorsun? Faraş süpürge yapan işçilerin maaşını alamadıkları için Şeyh Babam'ın tekke kapısının köpeği olmayı bile hak edemeyecek Erol Taş gülüşlü Derviş Patron'u (evet, adı Derviş, soyadı Patron'du ibnenin) şikâyete geldikleri gün, Şeyh Babam'ın tefsir çalışmasının dipnotlarını temize çekiyordum. Günde on dört saat çalıştır, asgâri ücretin bile altında maaş...

Şeyh Baba Fasl-ı Evvel

 Bir nehrin propagandasını yapmak isterdim. "Durun ve ibret alın bu propagandadan en insanlar!" deyu avazım çıktığı kadar vaveylâ koparmayı da. İbret alanla almayan bir nehri geçmemiş gibidir çünkü. Ayağı ıslanmamış, ayağının altında bir kurbağa ezmemiş, bir balığın tenine değme tedirginliğini hissetmemiş ve vakt-i saatidir bu korkunun deyip yılandan ürkmeyi aklına bile getirmemiştir. İbret alan kişi suyu geçen kişidir. Faruk Beşer (Faruk Beşer,  Kur'ân-ı Hakîm'in Meali ve Kısa Tefsiri, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2021, s. 116) künyeli çalışmasında ibret ve onunla aynı kökten iştikak etmiş diğer kelimeleri şöyle açıklar: " İbret , nehri karşıya geçme anlamındaki 'ubûr' kelimesinden gelir. İbret alma, bilgisizken bilgiye geçme demektir. İbare kelimesi de buradandır ve konuşanın ya da yazanın kastettiği manaları dinleyene ya da okuyana aktardığı için 'ibare' adını almıştır. 'Tabir etme' kavramı da burada...

Şeyh Babam (Ruh Hâline Giriş)

 Şeyh Babam, şimdi burada beni bu yazıyı yazarken görse, bırak bu işleri bir kenara da "Yüzünü Allah'a dön!" diye ikaz etmeden duramazdı. Ben de ona bir şey diyemez, mahcup bir yüz ifadesiyle boynumu büker, bütün harfleri tek tek siler, yutkunur, içerler, bir süre sonra unuturdum giderdi. Eh bu yazı okunuyor olduğuna göre durum vaziyet gösteriyor ki işler bahsettiğim veçhesiyle yürümedi de ortaya üç beş eğri büğrü cümle, kaos içmiş bir akıl, konacak bir kulak bulamamış cümleler, şaşıp baktıracak gözlere denk gelememenin kahrıyla, kan pompalamaktan arada da üç beş sıkışıp kendisini hatırlatmaktan imtina etmeyen bir kalple buradayım. Tam karşımda harabe, kendisini yıkacak merhametli bir kepçe hasretiyle yanıp tutuşan bozuk yumurta sarısı kıvamında bir bina var ve ben içimdeki bütün isyan yüklü vagonları boşaltacak bir liman şehri olarak cümlelerin şefkatine, Allah'ın merhametine sığınıyor o vakıt da (bir Kıbrıs Türkü olsaydım o vakitte demez de galiba 'o vakıt da...

Mansûrnâme (Dağınıklık)

Yazdığım bütün harfler; sana varan yollara dair bir levhaya hasretin çocukları Mânsûr. Yetişmekten hiçbir pay alamayan cılız çizgiler. Olanların acısını çekmeyle olmayanların acısını çekmek arasındaki farkın neliğini düşündüğünü görüyorum. Bu kadim bir mesele. At bir kenara. To be or not to be. Ben ki gül bahçesi sanıp bataklıklar suladım yıllarca, şimdi bütün çiçekler küs bana. Hata yaptığımı söyleyip bin  bir af dilediysem de "Solduk bir kere ve bütün renklerimizden ayrı düştük." dediler. Haklı küskünlüklerden af ne mümkün Mânsûr? Celâleddin'i anladığım yerdeyim. Mesele Şems değildi. Meselem sen değilsin. Sana doğru yürürken tanıklık ettiklerim. Aynada gördüğümün ben olmadığını öğrenişim. Susuzluğumu giderenin su olmayışı. Neydiyse hakikat diye sunulan, hezeyan oluşu. Susulanların konuşulanlardan daha fazla kulaklarıma değişi. Artık anlatmam dediğim ne varsa, dilimin ihanet edişi. BAK GÖĞSÜMDE SICAK BİR NEFES HİSSETTİM.  DEMEK DOĞRU YOLDAYIM. Bir şeyi yıllarca aradın ar...

SİLGİ VE İZ

  SİLGİ VE İZ                                                                                                           Silgi, tarih boyunca birçok formda karşımıza çıkmıştır. Uzun yıllar ekmeğin beyaz (iç) kısmı kullanılırken bugün kauçuğun kullanılması silginin zaman zaman birbirinden tamamen bağımsız ham maddelerle yapıldığını gösterir.   Formu ve bu formu elde etmek için kullanılan madde her ne kadar tarihi süreç içerisinde farklılaşsa da amacı daima bir işlevi yerine getirmektir. Bu amaç, açığa çıkmı...

Yazıya Dair (IX)

  IX. Garipçiler’in Türk edebiyat dünyasında yapıp ettikleri edebiyatla uzak bir kulak dolgunluğuyla da olsa ilişki kurmuş herkesçe mâlum. Özetle yüzlerce yıllık şiir anlayışını bir kenara bırakıp, şiirin şiir olmasına katkıda bulunan bütün unsurları şiirin dünyasından tasfiye etmek… İşte Garip. Bu tasfiye meselesine dair Melih Cevdet Anday askerde yaşadığı bir hatırasını 1989 yılında TRT’de katılmış olduğu bir programda şöyle anlatır: İki arkadaşımla beraber şiirde o güne kadar yapılmamış bir şey denemeye kalktık. Yaptık daha doğrusu Oktay Rıfat ve Orhan Veli ile beraber. O şiirlerimiz o kadar alaya alındı ki kitabın adını ondan “Garip” koyduk. Hani “Ne garip şeyler bunlar!” diye. Hiç kimse bunların şiir olduğunu kabul etmedi… Hatta size bir anımı anlatayım. Şimdi ben yedek subaydım. Alay komutanı beni söylemişler şairdir diye. “Bir şiirini oku.” dedi mahfelde. Ben de o garip şiirlerden birini okudum dört-beş mısra. Meğer adam şiir aleyhtarıymış. Yani Türkiye’nin ancak fenle b...

Yazıya dair (VIII.)

  VIII. “ Okuyucuma! Şiir diye Bir ömür tüketerek yazdıklarım İki saatte okunuyor Bundan ucuz ne olabilir Havadan başka?” [1] Erdem Bayazıt’ın bütün şiirlerinin toplandığı kitabının hemen giriş kıs­mında yer alan bu okuyucuya hitap cümleleri, ilk okuduğum günden beri daima içimi acıtır. Bir ömür tüketerek yazılanların iki saatte okunuyor olması ne tuhaf! Üstelik bu ömrü yaşarken kıymetine paha biçilemez anları yaşamış birisini besleyen o duyguların ortaya çıkardığı şiirleri iki saatte okuyup bitirmek ne garip! Yıllarını düşünmeye ve hissetmeye adamış yazarın en büyük ödülü de yazdıklarına bir muhatap bulabilmektir. Ömründen verdiği uzun bir dö­neme karşılık biriktirdiği ve aktardığı her şeyi hayatının (yazara kıyasla) çok cüzi bir miktarını ayırarak elde eden bir okur, çoğu zaman bu bilinci taşımaktan ne yazık ki uzaktır. Yazmanın böyle acı bir yönünün olduğu ilk bakışta akla gelmiyor. Yazarın bütün bunları bile bile yine de yazmadan edemeyeceği de bir gerçek. ...

Yazıya Dair (VII.)

  VII. “Şairliğim on iki yaşımda başladı. Bahanesi tuhaftır: Annem hastahanedeydi. Ziyaretine gitmiştim… Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, kaplı, küçük ve eski bir defter… Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde… Haberi veren annem, bir ân gözlerimin içini tarayıp: - Senin dedi: şair olmanı ne kadar isterdim! Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi… Gözlerim, hastahane odasının pen­ceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgâra karşı, içimden kararımı verdim: - Şair olacağım! Ve oldum.” [1] Necip Fazıl Kısakürek’in Türk edebiyatında kendisine en mümtaz yeri tahsis eden eseri Çile ’nin başına koymuş olduğu bu anı, büyük bir şairin kendi ruh ve mâna iklimindeki şiir yazma istidadını tetikleyen bir hadise olmak bakımından son derece mühim. Nasıl yazdığınızı bilmeden, niçin yazdığınızın cevabını biliyorsunuz. Nasılına dair cevabınız da ancak bu niçinin size açtığı imkân dahilinde ...

Yazıya Dair (VI.)

“Tüm insanlar” diyor Aristoteles “doğal olarak bilmeye iştah duyarlar.” [1]   Şüphesiz bilgiyi edinmenin türlü yolları vardır. Okumak, bu yolların yalnızca biri olmakla beraber kimilerinde bir tutku, hayatlarını değiştirecek kadar önemli bir eylem olarak karşımıza çıkar. Orhan Pamuk’un Yeni Hayat romanında söylediği “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” [2] cümlesini hatırlayalım. Eskiler insanlardaki bilme iştahını arttırmak amacıylamıdır bilinmez yazdıkları eserin başına dibace ismini verdikleri bir bölüm eklemeyi ihmal etmemişler. Bugünkü önsöze karşılık gelmesinin yanı sıra çok da güzel ve estetik bir anlamı da içinde barındıran bir sözcük dibace, yalnızca bir önsöz değil. Diba(+ce ekini de alarak) sözcüğünün ipek anlamına gelmesiyle birlikte “sevgilinin yüzü anlamına gelen dîbâh ın Arapçalaşmış şekli olan ve ‘dallı çiçekli bir cins kumaş; bir yazı türü mânalarında kullanılan dîbâc (deybâc) kelimesinden geldiği de kaydedilmektedir.” [3] Yazar mecazen, el...