Ana içeriğe atla

Mansûrnâme.

Gücün yettiğince bir şeye sabredilir. Gücün yetmeye başlar başlamaz mücadele.

Bir yere kadar geliyor insan, takatinin hiçbir şeye yetmediğini hissediyor Mansûr.

Haplar, uyku, arkadaşlarla edilen kısır sohbetler, deniz kenarında dalgın bir yürüyüş, kalabalık bir dolmuşta başka nefeslerden kaçarak yolculuk yapış, büyük ideallere tekrar tekrar kapılış, ev temizliği, hayallere yöneliş, yarım kalan işleri tamamlayış, eski fotoğraflarla hasret gideriş, yeni insanlarla tanışıp ilk fırsatta onlarla irtibatı koparış, yırtılmış elbiseleri ihtiyaç sahibi birine veririm düşüncesiyle yeni alınacaklara yer ayırmak için ayıklayış, başlanıp ilk elli sayfasında sıkılarak kenara atılmış kitaplara tekrar başlamak için niyetleniş, kalp sızısı bırakmış kişileri yeniden hatırlayış, kapağının etrafı pespembe kurumuş şurup şişelerinin tarihinin geçtiğini fark eder etmez kaldırıp atmaya meylediş sonra tekrar vazgeçiş, çiçekleri sularken bulunan solucanlara nasıl bir hâl çare bulamayacağını bilemeyiş, bir yaz akşamı eve nereden girdiğini bilemediği ve gece uyutmayacağından şüphelendiği sinek böcek nevinden mahlukat çıksın diye pencereyi sonuna kadar açış kendi rızasıyla ayrılmıyorsa bir peçete yardımıyla öldürmeden kısa bir süre hapsedip evden derdest ediş, bağdaş kurmaktan sıkılıp birazda ayakları uzatış, minder kabartış, derin bir iç çekiş, hisli bir şarkıya ağlayış, sevecen bir akrabaya bir fatiha okuyuş, telefonları açmayış, kapıya bakmayış, annenin dizine baş koyuş, haberleri seyrediş, evden ayrılmadan önce bütün fişleri çekip çekmediğini kontrol ediş, acıkınca gece vakti bir kuryeyi yormanın sancısıyla yemek söyleyiş, bir şarkı dinleyiş, bir namaz ertesi seccade katlayış, çocukken ip atlayış, köpeklerden kaçış, kedilere sarılış, saat takış, ayakkabı giyiş, birilerini görmezden geliş, işten çıkış, iş arayış, iş bırakış, emekli oluş, teselli buluş, aşık oluş, bebek seviş, gülünmeyecek bir espiriye ayıp olmasın diye sırıtış, bir konferans esnasında konuşmacıya kurduğu cümleden sonra kin doluş, oy atılacak parti bulamayış, sehpa siliş, torpil yaptırmayış, mesnevi okuyuş, sigara içmeyiş, krem sürüş, arabaya biniş, kahve içiş, aslında yapmak isteyip de yapamadığın en önemli şey; kendinden kaçış. 

Bilirsin Mansûr bu hep böyle olmuştur. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...