Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şeyh Babam VIII.

 Meşşaîleri kıskandıracak cinsten yürümelerimin birinde aklıma takılan bazı soruların cevabını aramaya yönelik şeytanın küçük iğvalarını dışta bırakarak kendi kendime terennüm ettiğim lakırdıların bir gaz sancısı kadar beni rahatsız ettiğinin itirafını gidip bir dostuma dökecek kadar kendimi güven içinde hissetseydim eğer, buraya kendimce bulduğum bazı hakikatleri serdetmekten imtina etmezdim. Nursel'le evliliğimizin ikinci yılında galiba o zaman ben yirmi üç o yirmi bir yaşındaydı. Elimi tuttu: "İnsan." dedi. Ben onun elini tutmadım. Bütün evlilik hayatımız boyunca onun bana sevgi dolu cümlelerinden tek bir tanesine bile cevap vermedim, onunla aynı yatakta yatmadım, Allah şahit elimi eline değdirmedim. Düğün günü herkesin alkış seslerinin arasında yüzündeki tülü kaldırdığımda seküler kesimin tüysüz tırnaksız adam yerine koymadığım şımarık kız ve erkek grubu bizimki kızı dudağından öpecek mi öpmeyecek mi derdindeyken, biraz gün görmüş gelenekselci arkadaşlar alnından öpüp...

Nefes

 Bir binanın çatısına çıkıp ayaklarımı dışarıya salladığımda otuz yaşıma galiba beş günüm vardı. Kendime söylemeye cesaret edemediğim şeyleri başkaları üzerinden olduğum yerde beni kasıp kavuran bir haset duygusuyla düşünüp durduğumda, kulağımda bir rapçinin olup biten her şeye isyan ettiğini haykırdığı melodileri hoş şarkılar eşliğinde bütün bir Samsun ayağımın altındaydı.  Hamdolsun şimdi bütün yüklerimden kurtuldum.

Şeyh Babam VII.

Gençsin, önce yakıp yıkacağın bir dünya vardır karşında. Gençsin, isyan etmek ananın en ak sütünden bile daha saffetli bir suretle hakkındır. Sana sorulmadan kurulmuş bir düzenin, yasaların, insan ilişkilerinin, dillerin, olgu ve olayların, tarihin yükünden, sosyolojik kabullere, örflerden âdetlere (türetebildiğin kadar kendin türet işte) bir yığın yapman gereken ve yapmaman gereken şeyin muhatabı olarak bulursun kendini. Ne bileyim lan işte git bir Avrupalı'ya da; "Şey ben Türk'üm ama Müslüman değilim." de. Sana; "Wow, How conscious you are!" desin, başıyla onaylasın, sonra götüyle gülsün. Gençsin bir takım hakların var evet. Bir zamanlar sana 'genç' denilmez 'hazine' denirdi Türkçede. Kıymetlisin yani anlayacağın. Ama sana hazine demelerinin masum olmasının yanında sır olarak tutulan da bir yanı var. Hazinesin, yani harcanacak meta. Gençlerin bunalımı, yalnız egzistansiyalistlerin insanın anlam arayışına ilişkin tumturaklı cümlelerinde dile...

Şeyh Babam VI.

Başı dik olmak başka şey, dik başlılık başka şey. İnsanın işlemediği günahların ferahlığını hissederek yaşaması başı dik olmasına yararken, işlediği günahın savunusunu yapmak dik başlılık ahmaklığına delalet eder. Başı dik olduğum için kaybettiklerimin sayısı nicedir bunu hiç hesap etmedim. Ne kadar yürüsem son durak kendim. Anladım, mânasız bu yürüme. Öyledir ne büyük dalgalardan kaçar da insan, bir kum yutar boğulur. Ama bu sürecin bana öğrettiği bir göz dalması hakikatine vâkıf oldum ki bin esmer kızın bana âşık olmasına yeğlerim bunu.  Gözler niçin dalar? Çünkü mutluluk henüz burada olmayandır bilir insan. Bekler. Kim bilir belki, biri çıkar gelir biriktirdiğin onca sahte resmi hakiki bir sûretle yıkıverir. Şeyhlik makamı bana yaraşır mı yaraşmaz mı bunu düşünmeye pek de vaktim olmadı. Bir anda nutuklar atan, bir sözümle aileler kuran aileler yıkan, nutka salahiyet kazanan ve fakat mantığa zerre pay bırakmayan horap şiki lop heriflerden biri olmanın meyus çilesini üstlendim. Şe...

Şeyh Babam V

 Şeyh Babam'ı öldürdüğümde otuz yaşına girmeme henüz on bir gün vardı. Güneşe yalvaran bir salı günüydü. Sigaraya o gün başladım. İlk zina mı o gün ettim. Oysa acımam gereken yamuk yumuk kesili tırnaklarına oje sürmüş yolu yanlış insanlara, nefsi boş işlere yüz çevirmiş bir kızdı. Yusuf'a ihanet ettiğim doğrudur. Ama yemin ederim, kınanacağım günün hasretiyle yanıp tutuştuğum aylara ve yıllara her gün şahit olmaya devam ederek yaşadım ömür dediğim kirli paspasımı. Yine galiba o gündü Mustafa'yı gördüm. "Bütün takvimleri topla yak. Abdurrahman öldü. Silebildiğin her yerden bugünü sil." dedi. Beyin anevrizması patlamış Abdurrahman'ın, subaraknoid kanama da dedikleri bir yecüc mecüc cinsinden insan yiyen musibetlerden biriymiş. "Şeyh Babam'ı öldürdüm Mustafa." dedim. "Ne zaman yaşattın ki?" diye sordu. Eli cebine gitti. Sigarasını yokladı bizimki. Bıraktığını hatırladı, cebinin fermuarını kapatmaya üşendi. Eline tükürdü. Ben de tükürdüm. T...

Şeyh Babam IV.

 Ben hangi gölgeye gitsem, güneş oraya doğar. Yaşadığım günleri hep böyle varsaydım. Yok saysam da elime geçecek bir şeylerin olmayacağının ayırdına vardığımda on dört yaşındaydım. Takdir edersin ki ortada ne Şeyh Babam ne bugünkü bana dair herhangi bir yaşam perspektifinin kırıntılarının olmadığı demlerdi ve ben hayat denen bu koca tablonun hangi figüranı olmam gerektiğini bilmiyordum. O dönem bir rap müzik merakıyla kalbimin ve ruhumun dolup taştığını söylemeden edemeyeceğim. Stüdyo kurma hayallerim, tekstile gidip para biriktirmek için bir günlüğüne çalışmam, annemin başının etini yemem, üstelik lisede sınıfta kalmıştım o yıl. Sonra Sagopa Kajmer'in bir şarkısı "Bu Böyledir"i bilmem kaç yüzüncü defa dinlediğim esnada kalkıp namaz kılmaya başladım. Artık bildiğim ne varsa okudum durdum namazlarımda... Hatıraların insan zihnine hep dağınık gelmesinin sebebi üzerine tefekkür etmenin erdemini tarihteki herhangi bir filozofun üstlenip üstlenmediğine dair bir müktesebatı hai...

Şeyh Babam III

 Bir insana güvenmekle başlıyor bütün yanılgımız. Ona aklımızdaki, kalbimizdeki her şeyi sakınmadan emanet etmekle. Akla getirmediğimiz hayınlıkların bedelini ödeyerek, kurda emanet edilen kuzunun kaderiyle özdeşlik kurarak... kandırıldık yaslarıyla tükenip gidiyoruz sonra. Bir insanın bir insana yapacağı en büyük kötülüğü sordular da bir gün Şeyh Babam şöyle dedi: "Benim Habil ve Kabil'den anladığım yalnız bir kardeşin ötekine hasedi değil. Nasıl olur da bunca yıllık kardeşim bana beni öldürmek için gelir diye düşünmeden edememiştir Habil." Sonra şu ayetleri okudu: "Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine, "Andolsun seni öldüreceğim!" dedi. O da dedi ki: "Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder. Andolsun ki sen öldürmek için bana el uzatsan bile, ben öldürmek için sana elimi kaldıracak değilim! ...

Şeyh Babam II

Tekkenin bahçesindeydik. Kiraz ağaçları, hüzmelerini alnımızın ortasına saçıp savuran sapsarışın bir güneş, tenimizi okşayan bir rüzgâr ki sorma gitsin tüylerim diken dikendi. Hiç olacak yeri değildi a Şeyh Babam eliyle beni işaret etti. Gittim. "Bir şeyler anlatmanı istiyorum." dedi. Cuma mı bugün, camii mi burası sorularına gerek kalmadan, "Az kaldı." dedi. "Canıma minnet." demedim. Aşağıdaki satırları aktardım dervişâna. Nasıl da doluydum o gün: "Kadınlar, eşlerinin yeni aldıkları aldıkları zinetlerini diğer kadınlara bir üstünlük niyetiyle takıp takıştırarak meclislerimizde bulunmasınlar. Haset etmek kötüyse haset ateşini harlamanın hükmünü kendiniz verin. Hristiyan âdeti gelinlik zamazingosunu (birkaç saatlik giyip ömür boyu sandığa kaldıracakları bir kıyafete ne denir bilemedim) giymenizin fetvasını yüz dört kitaptan birinde çıkarıp getirmediğiniz müddetçe yasaklıyorum. Felsefe okumayan kızlara saygım yok. (Erkeklere varmış gibi.) Etimoloji, sos...

Şeyh Babam I

 Kışa niye geldin diye sorulmaz. Mevsimdir gelir geçer. Peki ya insan? İnsana da sorulmasa daha mı mutlu eder bizi? Bana bu yaşa kadar kimse sormadı nereye gittiğimi. Nereden geldiğimi sordular yalnız. Onlar için herhangi bir tehlike barındırıp barındırmayacağım geldiğim yerin ne denli sâlim bir yer olduğuyla ilgiliydi de ondan. Geldiğim yer kötüyse ben de kötüydüm. İnsan geldiği yerin değil olduğu yerin cevabına meftun. Gittiği yerin sorgusuz sualsiz şaşıranı... Fe eyne tezhebûn? ya da Quo Vadis. Bütün mesele insanın nereye gittiğinin sorulmasıyla başlıyor. İnsan yalnız gittiği yerin cevabını verebildiğinde yaşamın neresinde olduğunun farkına varabiliyor. Şeyh Babam bana bir keresinde: "Yaşının kaç olduğunu bilmek yaşamın neresinde olduğunu bilmek anlamına gelmiyor. Sırf bu sebeple bile düşünülse; insan cahildir." demişti. Haklı mıydı?  En azından ben, yaşamadım, yaş aldım gibi egzistansiyalistlerin karamsarlığını kıskandıracak bir cümleyle çıkabiliyorum işin içinden. Herkes...

Şeyh Babam Fasl-ı Aşer

 Şeyh Babam hep şöyle derdi: "İnsan kırılmayagörsün, bin özür bir kırığın çokluk tanesini bile yapıştıramayacak kadar cılızdır." Burada, hastanedeyken en çok düşündüğüm şeylerden biri Şeyh Babam'ın bu sözüdür desem sezâdır. İstanbul diye bir şehir. Arkadaş kimliğinde birkaç tanış. Bozuk paralarımın şıkırdadığı bir şeffaf dosya (Küçük yoğurt kovalarından daha iyi olduğunu fark ettiğimden beri bunlara sardım.) Bir şişe su. Ne Üsküp Yahya Kemal'in çocukluğundaki Üsküp'tür bugün, ne de ben dünkü benim. Eski Türkçe'de 'v' ve 'b' harfleri değişirler kendi aralarında. Var- fiili Bar- olmuş peşine de bir işteşlik eki 'Iş', Barış olmuş. İki insanın birbirine v/barmasına barışmak demişiz iyi mi? Kırılan insan kıran insana baramaz. Dahası hakkı söylemekten niye ictinab edeyim, takati kalmamıştır. İnsan bilmem hangi yaşına kadar kırgınlıklarını toplasa, üst üste koysa, kemikleri tartamaz da yığılır kalır olduğu yere. Horap şiki lop lop. Hegelci Diy...

Şeyh Babam Fasl-ı Tis'a

 İnsanın bütün ızdırabının kökeninde geç kalmışlık duygusu ve mukayese yatıyor. Kimdir insan? Geç kalan. Kimdir insan? Karşısında gördüğü kişi/şeyde kendi noksan taraflarını idrak eden. Doğrusu bu ya, ilk zamanlarda kendimi daima birileriyle mukayese etmek canımı yakarken bugün bu düşünce yine onun gölgesinde kaldığına inandığım geç kalmışlık duygusuna yerini büsbütün bıraktı. Fakat bunların hiçbiri haset etmek gibi bir bayağılığın kucağına atmıyor beni. (Acaba doğru mu bu söylediğim?) Bu noktada kalbimin temizliğini çokça ölçüp biçtim. (Tabi bu da.) Şahit ola ola gidiyorum. Şahit ola ola artıyor ve eksiliyorum. Yalnızlığım ne çok seviyorum seni. VE YİNE YALNIZLIĞIM NE ÇOK NEFRET EDİYORUM SENDEN. Kaderimiz hep bir benziyor sevdiklerimizin kaderine. Bir de bir bakışına, bir el kol hareketine ne bileyim bazen bir adımına bakıyorum da birinin hemen bende yer eden bir yaranın onda da yer ettiğini fark ediyorum. E gidip tanışacaksın, biliyorum şuranın kanadığını diyeceksin de in misin c...