Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şiirler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Monet.

 "Monet'nin gözleri kör oldu. Benimkiler sende kalsın." Belki yolunu gözlediğin kuşlara rüşvet olarak sunarsın. Canımı yakan belki de konamamışlıktır, Konuşamamışlıktır, geç kalmışlıktır diyeceğim ama Biliyorum bunların hiçbiri geçer akçe değil. İçim ne kadar gürültülü. İçim ne kadar uzak. İçim ne kadar içim? Hayır, kulağımı kesip bir fahişeye vermeyeceğim. Acısı benden önce çekilmiş sancıların teneşirini paklamak bana düşmüyor. Hristiyan değilim, boynumda bir günahla dolaşıp günah çıkarmak için Guatemala'ya gitmeyeceğim. Afganistan na şurası. Bir iki kurşun yarasıyla dönmek genç ve cahil ve mutlu kanı isyan akan çocukların cennet rütbesi gibi gururla taşıdıkları bir izMİŞ. Bir inek kesin denildiğinde akıllarına insan gelen faizci hırtoların benk benk benklerine oturup da faiz almadım. Bugün kredi kartlarımdan birini gidip kapatmalıyım. Şeyh Babam beni bu kır saçlı, tütün dumanı bıyıklı heriflerin arasında görse, "Ver ulan rabıtalarımı geri!" derdi. Ben de o...

Ömer haklıydı hazret olmakta.

 Annemden biliyorum neden Titanik'in ışıklı resmini taşıdım hep gözümün üstünde  oysa evden çıkmaya korkan çilli yüzlü bir çocuktum (silindi sonraları, yerini bitmeyen bir mahcubiyet rengi aldı) Şüphelerimdir ki benimdir nice içimi kemirendir Bu arada baştan söyleyeyim Ömer haklıydı hazret olmakta. ben şiir yazmak değil de belki Ömer sen gibi yüz sürmeliydim toprağa ki Allah beni affetsin. bir karış bile yer vermemeliydim gönül toprağımdan savaşmayı bilseydim Ömer, hiçbir insana gelip de sömürge bayrağı diktirir miydim en kılcal damarlarımın çeperinde? Kim ister panoptikon bir mahalde namaz kılmayı Bilirsin ya kaldıysa bana Ali'den sade yalnızlık kaldı. Oysa biraz kalabalığa çıksaydım hazır herkes biraz yük taşıyor diye rahatlayıp İngilizce çalışmazdım. Mosquito (sinek) Mosque (Sinekli yer) Camii değil. Anlasana be adam hakaret ediyorlar inancına demek bana farz olmazdı. Nereleri feth ederdim kalbimdeki şu coşkuyla biliyor musun Ömer? Hangi devletleri yönetir, hangi kült filml...

Mesele

Mesele yalnızlığın olunca kimse bir soluk vermez, Kimse sinmez içine annenin gözyaşları yağınca yere, Ellerin eskimez artık yükselen bulutlarda Aklına bir avuç ölüm gelince. Hiçbir ruha nereye gittiği sorulmaz, Sabahın beşinde uyanan bir korkuya, Sabahın altısında zıplaşan farelerin rögar kapaklarına Nerede kaldı bu çağın ruhu demez bir tekstil işçisi. Mesele sen ölüm annem ben ve Allah olunca çaresizim ben, çaresizsin sen, çaresizdir annem, mesele bir sallanışta çökecek bir umut olunca.

Eksik-Kesik

musa da öyle yapardı. kızdım mı bir insana ben, şakası yok. içimde konuşan buzağıyı öttürürüm diye bir kaygım yok. altına remz olan soylu avurtların kollarına astıkları yarınlarla gözlerimin arasında bir bağ yok. musa da öyle yapardı. ben de öyle yapalım di. sesini kes, yüzünü ez, rüzgâr es. lafı dilinde dondurma da anlat. kıvırmadan alnını, sürtmeden boynunu söyle. kesecek misin sen bu? musa da öyle yapardı. ben bir sokak tartısına çıkınca elimin tersiyle attığım bozukluklara bakan adamın yüzünü aklıma getirmez önüne boca ederdim bütün birikimimi kirliydi ellerim, bir fiskeyle yere düşürürüm garipceyizi diye  melekler şahit olsun dinime imanıma düşünmedim. ben elimi cebime sokunca kirlenirdi ellerim simsiyah du. musa da öyle yapardı. ben tumturaklı cümleler kurardım insanların hüznüne dair okyanuslar aşsın da kavuşsun diye iki sevdalı yürek elimdeki hüznü aralarına serper bir takım dualar eder bazı hergelelerin artığı izmaritleri küllenmesin aşkları diye avuçlarımda biriktirir tam...

ederlezi

ederlezi, yalnız bir bayram olmak yaraşmaz sana bir isyan türküsüdür söylediğin missouri'ye gül atmak aklının ucundan bile geçmez bağıra çağıra çantalar fırlat boğaza ederlezi içleri akıl bulandıran birtakım söylemlerin sığınağı kalsın yapabilirsen ederlezi sıska ayaklı bir kıza yan gözle bakma hızırla ilyas yardımcın olsun bu da bizde bir türküdür gerçi hızır baharı beklemez bir başkası olur gelir hızır bir başkaldırı olur gelir hızır sıska ayaklı kıza da gelir otobüste yer vermekten utanan gence de hızır zürafa sokaktan geçmez ederlezi hızır zürafa sokağı temizleten valiyle oturup da çay içmez hayır ederlezi kimseyi yargılamak bana düşmez ama zürafa sokak yalnızca bir sokak değildir ederlezi bir ülkedir, bir idealdir, bir kandır damardaki bir ülkesindir ki ederlezi gemiden inen kovboy artıkları zürafa sokağından geçmez işte ederlezi o vakit yalnız bir bayram olarak kutlanmaz üstüne üstlük bir de bağımsızlık türküsü olur adın el salla bir aşka ederlezi sevdiğin kız içinde yaşar di...

Nuh'un Gerisi

Derme çatma bir ev yap diyorsun şimdi Nuh. Nefesim alnımda bir damar olup fikrediyor. Kapısız evler yapıyorum kalmaya. Gören duyan arsız bir ev sahibiyim sanıyor. Kırık dökük nakışlardan ör çatısını diyorsun şimdi Nuh. Oysa yazdığım hiçbir şiir okunmuyor. Geçen bir trenin camından yansıdığım kadarım. Gözlerim bir bilekte saat kadar iz bırakmıyor. Hayır sana haşa nasıl yalancı derim Nuh? Baksana bir deniz saçlarımdan damlıyor. Yalnız duramam bu evde, camları, nasıl desem, bana bir ters bakıyor. Bunun seninle bir ilgisi yok Nuh. İnsan en zor kendi yüreğine konuyor. Biz konanlar konamayanlara bir küfr gibi söyleyince aynı kökten gelen iki kelimeden biri yörük oluyor. Bu evden çıkınca Nuh, beni belki al kuşlar serper göğe, insan bir gagalık yerde olsa huzur istiyor. Beni belki Nuh sen, beni Allah, beni gök, beni yer Nuh, beni saatin geç vakti anlar. Bak Nuh! uyku bir iyi geceler öpücü-- gözlerime ğü. şanslı bir evlilik yapmamış bütün iki yüzlü tanıdıklarımın (l)imanı. annem tekstil işçisi ...

Böyle

Bir zambak ne zaman değse yanağına bilirim böyle ürperir ellerin. Gün böyle zamanlarda yeşerir teninde, böyle gün dua edersin. Biriktirdiğin bütün bozuk paralarını böyle gün bütün. Bozulan bütün yürekleri böyle gün tamir. "Rüzgâr elbet uçurur birbiriyle yüklü iki kalbi birbirine." der ve çeker gidersin. Adımların birbiri üstüne hayat dolu böyle yağmurda gelir. Yarını böyle sabah sayarsın alnında. Dünü böyle akşam özlersin. Kollarınla kucaklar un ufak edersin bulutları. Böyle uyuyunca unutursun ölen babanı. Alkışlarsın bütün ölmüşlerini, yorulana kadar dilin. Ellerinin izi ayın bir zamanlar kutlu bir elce sınıkmış olduğunu öğrendiğin günden beri çıkmadı yanaklarından. Bunu annemin içi kadar saklarsın sevdiklerinden. Örtersin gülüşünü bir gerçeğin aydınlığıyla. Böyle susar dilin bu havalarda ve sen yağarsın gökten yağmur diye ellerime, Böyle ıslanırım bir zambağı sularken. Bir zambak ne zaman değse yanağına bilirim böyle ürperir ellerin.

İktisat Teorisi

Sanrı ne kadar uzaksa ellerime. Tanrı bir o kadar yakın ellerime. Kıskanç günler sıkıştırdığım heveslerime Ne kadar hüzün ekildiyse Bir o kadar da yutkunma sunuluyor. Şimdi bana yarın yerine sıra sıra dizili ilaç konan ellerime, kendi merhabamla bir güneş ektim. İnsanın insana sırrolmadığını bildim. Kimsenin kimseye kalbolmadığını da. Kaç kere bir aşkı yuhaladınsa o kadar artıyor ellerin. Artıyor ellerin, ellerim ne kadar aşkı yuhaladıysa. İktisat teorilerine, bir madde daha ekliyor ellerim: "Sevmenin artı değeri sevilmemenin eksi değerine denk düşüyor." Ve ben, ellerimde sayılar, kalakalıyorum.  

Şiir desen de değil. De!

Evin kapısından içeriye girer girmez bir hol. Üstü tahta, ayakları ucuz bordo rengi ayaklarıyla bir masa. Masanın üstünde her akşam yemeğinde iletişimsizlik türküleri söyleyen bir yığın beyazlığıyla tuzluk. Çamaşır makinesinin deterjanlarının üzerinden kazınıp bir daha kullanıldığı soluk mavi duvarlar. Baca yeri hep evin annesinin göz altı torbalarının rengiyle aynı. Siyah mı desem? Acılı siyah mı? Bilmem. Varsa küfürlü bir bilgim, hayatımda gördüğüm en sahipsiz siyahlıktı. Annenin göz altı torbalarıyla rengi aynı. Küfretmek için hiçbir ayıp sözcüğe ihtiyacım olmadı. Sustum. Walkman. İşte kulaklarıma sundukları kocaman bir dünya. Mp5, Mp4. Dünyalar. Hem de kulağımın tam ortasında. Kulağımın tam ortasına kurulmuş bir medeniyet. İmparator benim. Tüm köleler hayallerim. Ellerim. Tuşlarla aynı cüssede parmaklarım.

Gündüz Kaybolan Bütün Hüzünlerin Gecenin En Münasebetsiz Vaktinde Çıkagelişine Mersiye

söylemesi kolay. nasıl öpeyim isa hainimi dudağından? hıçkırmaya alışmış bir gırtlağa, savaş çığlıklarını nasıl attırabilir insan? söylemesi kolay. duygularımı çarmıha ısmarladım. tek panayırlık küfür, tek satışlı iman, göğsümü hiçbir olukta aklansın diye bırakıp da kaçmadım, kaçmam. hince eleyip sirk dokudular, on emre kulak tıkadı, her bir metni tersten okudular. bardaklarda yıkanıp, kirliliğe doydular. neyse. duvarım sağlam gözyaşımla değil eğri sırtımla barışık. kipa takan kimse gider kuyruğuna yapışık, tıpış tepiş, keşişlerin aşk acısıyla dalga geçer. parmakları yamuk şair, en işkencelisinden söz ısmarla duygularımıza, halkça aramızda bizi konuşur kılacak cümleleri bul çıkar. söğülecek kelimeleri ver bize. küsecek, barışacak, çiçekleri avuçlatacak sözler getir. tablolarda yüz astırmak kolay. çatık kaş çattırmakta. lafı karnında gebeleyip durma da anlat. boşa mı gitti bütün göz ağrılarım? söylemesi kolay, söğmesi zaten. gündüz hangi deliğe girdiğin belli değil. çökük avurtlarınla ö...

saçımı istesem sola da tararım.

sanma ki eylemin en cilveli yerinde omuzuma dokunan ele yabancı gözlerim. hep gördüğüm sivilceli yüzler yine. hep aynı noktası virgülüne karışanlar. hep aynı ben kurtardım paçayıcılar. hep hep hep. happy. şiirde hep ciddiyeti arayanların yeri nü tablolarda yerini alalı asırlar oldu mu? ciddiyeti bu denli kıskançlıkla sahiplenenlerin hayâsızlıkları sanatın en uğraksız yeridir. işte yargı!

Ortası olmayan nutuk. Hiç bitmeyecek şiir.

Ay dedeyi göğe atmışlar, Islanmış bütün kraterleri. Ayda su yok diyenler lıkır lıkır sofralarda, ....... Allah'ım bu biraz hırçınca oldu bağışla. İçinde ahlak yasası vardı da, göğü yumruğunla mı morarttın? Aydınlanma nedir bildin. Artık sen de badem gözlüsün. Bak, dünya da.  Ah Kant, bilmem sonumuz ne olacak? Su ılıştırın kervanın en önündeki deve belli ki doğuracak. Fatih'ten, Taksim'e yürümek mi? Haritalar devşirsin ayaklarını. Bütün mallarım diyor kuma batacak. Kervancı egzersiz yapmadan öleceğinden hiç korkar mı? Olacak iş değil, sen tut bir çekirdeğin içine bütün gövdeni sığdır. Çitlesinler seni. Kardeşlerim bunların hepsi birer... Bunların hepsi bir... Nutuğun başını unuttum, kaçtı ordum. Hadi kalk bu gece teheccüd kılalım, sonra bir film aç. Yurttaş Kane olmasın. İnsanın en içine sinsin ettiği küfür. Kıskanacaksa elalem, el emeğim, elimi sallasam ellisi. Elalem, her yeni düğünde lanet birer Brutus. Nutuğun sonunu hatırladım. Kardeşlerim bunların hepsi düşman. Yalnız ...

ıslak mıdır ayakların? ayakkabılarını çıkart da sobanın yanında ısıt.

Maria Magdalena Çorapla gezilen bu çağda Herkes bilir ilk taşı atacak olanı. Ayakları kirlenmeyecek kadar temizdir herkesin yüzü, Melek durmayan sokaklarda. Ama dur bir dakika. Hangimiz bilebilir gece on ikiden sonra yastığın soğuk yüzünün kulağımıza okuduğu türkünün antropologlardan yâdigâr bir cilt kitapta saklı huzura kavuşmayı yitirmiş kurukafalardan ırklar talim ettiğini? Aşk; bir ölümün en beklenmedik evidir. Bir türkünün en ırksal yeri. Maria Magdalena bilirsin kitaplar bazen yalan söyler insana. Onca tanışının içinde en az annesini tanıyan adamlar yürüyor sokaklarda. Bundan daha kirli ayaklar dolaşmış mıdır dünyada? Tanı, tanış, tanık, taş, tak takıştır, Kimse silmesin ayaklarımı. ya da silsin ne olur, ben korkarım kayıp düşmekten, ayaklarım kurusun! Tanrım kalbim çok aç. Hiç duymuyor sevmekten.

özet

Biraz daha doğsam ölecekmişim gibi Biraz daha hissetsem ölecekmişim gibi Biraz daha yaşasam ölecekmişim gibi Biraz daha.

Şıllık

Yürüdükçe içlenen bir kar olur, ellerin ellerinde, Yaprakla suvanmaz çalınan şarkıların yükü. Tut düşürme gözlerinden. Salınsın kuştüyü yastıklarda uyuyup gebe kalanlar, Yalanla siyah bir kan olur, ellerin ellerinde. Sen nöbet yerinde, pinekleyip uyursun.

Oley!in Şımarıklığı

 Dünyaya yabancıladınsa bir kez gözünü, Seni hiçbir efsun, hiçbir tütsü aklayıp paklamaz. Yanağın, hiçbir elde bulmaz ilk sütün bıraktığı izi. Bir şişe aşktan daha fazlası aranmaz, Dünyaya bir kez açtınsa gözünü.

ÇIT

Bir çift dudak kırıldı dün gece, Bir zorba emekli oldu günahlarından, Ve bir çift silah sesi, Aktı dudağından hayat diye.