Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ŞEYH BABAM XXI.

Şeyh Babam'ı tanıdığım ilk gün ondan kelime-i tevhidi değil kelime-i tehditi öğrendim. "İmanınız kimseyi tehdit etmiyorsa, inanamazsınız." demişti. Evet, müslümanın kelime-i tevhidi dile getirmesini birileri tehdit olarak algılamalı. "Kimdir o birileri?"nin şerhini yapmak vazifesi bana düşmese de sana bazı ipuçları vermekten yüksünmem. Anamalcılar yani servet düşkünü modern Karunlar, faizci hırbolar, siyonist denyolar, Amerikancı, Rusçu, Çinci, İngilizci ve sair batılı uşakları, münafıklar, güvenilmez, inanılmaz, sır emanet edilmez, gıybetçi, koğucu, nemîmeci, sarıya düşkün, gözü başkalarının cebinde olan kifayetsiz muhterisler, mal üstüne mal yığan bu dünyacılar, insanların hayallerini yıkanlar, ümit verip aldatanlar, yalan söyleyenler, kıskançlar, hasetçiler, fesatçılar, nankörler, kıymet bilmezler ve daha niceleri senin imanını kendilerine bir tehdit olarak görmeliler. Günlük rutin hastane işleri, yan ranzamdaki herif her gün bir hayvan olarak uyanıyor. Bugün...

ŞEYH BABAM XX.

 Nursel'in kar yağan bakışları vardı. Dünyaya kir değmemiş göz bebeğinden bakardı. Görebildiği en büyük leke bendim. Bezgin keşkelerin ardına düşüyor insan. Doktorlar adına depresyon diyorlar. Oysa adı sanı çok da önemli değil.

ŞEYH BABAM XIX.

Ağaçlar nasıl en çok ihtiyacı olduğu demde döküyorsa yapraklarını. İnsan da en zor döneminde yanında yöresinde kim varsa onları kaybediyor. Modern çağın çocuklarıyız. Sadece birer numaradan ibaretiz ve kimse bize hangi numaradan önce veya sonra geldiğimizi bile sormuyor. Yerimiz bizden bir önceki numaraya ya da sonraki numaraya göre tayin edilmiyor çünkü yalnızlığımız öncesiz ve sonrasızlığımızın bir tezahüründen ibaret.

ŞEYH BABAM XVIII.

 Tutunacak bir dal bulabilseydim eğer ya da geçtim dalını herhangi bir tutam ota tesadüf edebilseydim nefretle içlerinde bulunduğum bu kadar insana yüz çevirmem o kadar kolay olurdu ki. Sanki ben tekkede kimin ne haltlar çevirdiğini müritlik dönemimde hiç görmemiş, duymamış ve bilmemişim gibi postnişine oturunca karşıma geçip intisap etmeye kalktılar. Ne mi yaptım Ümmühan?  Ruhuma periler bir damla kekik özü suyu damlattılar. Kazanlarda buram buram iksirler kaynadı. Cinler âleminin padişahı devleri cüce cüceleri dev yapacak bir formülle karşıma çıkageldi de dilediğimce hareket edebileceğime yönelik şeytan fısıltılarını içirdi kulağıma. Cübbelerinin kenarını kesip, brokoli çorbası döküp elime bir iğne bir mor iplik alıp diktim. Birinci ilahları her zaman paraydı. Allah ikinci sıradaydı ilahlık sıralamasında ben bunu her hâllerinde iliklerine kadar sezerek yanıma geldiklerinde kovmadım ama hoş geldiniz de demedim. Kötüye giden her günümü diğer günüm hasetliyordu da daha kötü olm...

ŞEYH BABAM XVII

 İnsan her sabah bir güne değil de bir yüze uyanıyor. Yüzlerle karşı karşıya kalıyor. Yüzsüzlüklerle. Şeyh Babam hemen her cuma namazında Kıyâmet suresinin 22. âyetinden 25. âyetine kadar okurdu. "Oysa o gün bir kısım yüzler rablerine bakarak mutlulukla parıldayacak; Bir kısım yüzler ise o gün insanın belini kıracak bir felâketi sezerek sararıp solacaktır." Şeyh babam aynaya bakma temrinleri verirdi bize. Aynada bir insanın kendisini görmesi için aynanın sırlanması şarttır. Sırsız ayna göstermez. Al bu fiziksel hâdiseyi de metazifiğe bağla. Aynada kendine bile söylemediğin sırlarınla yüzleşirsin. Yüzleşmezsen yüzsüzleşirsin. Bugünkü günlüğüme yazdığım bu yazının, sabah gördüğüm bet suratlı münasebetsiz hastabakıcıyla olan küçük tartışmamla mı yoksa o sinirle kırdığım aynanın sırrıyla karşı karşıya kalınca göremediğim kendimle mi ilgili olduğunu itiraf etmek veya reddetmek gibi bir şeyin içine düşmek istemem. Oku geç. Aydınlık yüzler görmeli insan. Evlilik dediğin şeyin en güz...

Şeyh Babam XVI.

 "Ne gülüyorsun" demişti Horatius ve sonra şöyle devam etmişti "anlattığım senin hikâyen." İnsan, başkasında gördüğü acının edebiyatını yapmakta oldum olası pek bir mahir. Ben, bütün insanların acısını sinemde hissetmenin bedelini günde içtiğim bir avuç hapla ödüyorum. Anlatılan hikâyenin bizim olmadığını biliyor olmamızın verdiği iç rahatlığıyla yaşamak, bizi kısa süreli tatmin eden bir gayya kuyusudur ya bakma hiç kimsenin değil umurunda olmak tınına mın mın bile değil. Bir şeyler değsin yüreğime ne bileyim işte bir mandalina bahçesinde ölebilecek kadar hak edilmiş bir son nefes beni sere serpe mutluluk yatağına yatırmaya yetip artmasının yanı sıra "iyi ki" diye başlayacak milyonlarca cümlemin de bir ana çıkış noktası olsun. Sana üç tane farklı dünyalara ait cümle yazayım da yabancılaşma efektine maruz kal. 1-)Şairlerin onca hisli kelimeyi seçip kallavî bir terkiple ortaya çıkardıkları şiirleri yazarken çoraplarının kokup kokmadığını bilemezsin. 2-)Tefsi...

Şeyh Babam XV.

 Dizlerinin bağını çözecek cümleler biliyorum ama hiçbirini kuramam. İnsanın söyleyerek kaybettiklerinin sayısının mı daha çok olduğunu yoksa susarak kaybettiklerinin sayısının mı daha çok olduğunu hayatımın hiçbir döneminde hesaplayamadım. Tam da bu yüzden insan, devrik bir cümledir. Kaybettiklerimin toplamı kazanacaklarımdan her zaman daha çok oldu bunu biliyorum yalnız. Bu yüzden bütün hesaplarım yanlış. Bu yüzden bir kalbin çeperine bile olsa kimsenin beni sığdıramayışı belki. Tam da bu yüzden insan, konamamış bir cümledir. İnsan nedirin sana bir listesini yazayım ister misin? İnsan, tamamı edilememiş bir küfürdür. İnsan, tamamı affedilememiş bir hatadır. İnsan, tamamı yutulamamış bir lokmadır. İnsan, tamamı dinlenilememiş bir şarkıdır. İnsan, tamamı yazılamamış bir şiirdir. İnsan, tamamı unutulamamış bir hatıradır. İnsan, tamamı sevilememiş bir yalnızlıktır. İnsan, tamamı görülememiş bir resimdir. İnsan, tamamı silinememiş bir yanlıştır. İnsan, tamamı hissedilememiş bir acıdır...

Şeyh Babam XIV.

Eğer mümkün olsaydı da kimseyi kaybetmediğim günlere yeniden dönebilseydim, içimde bugün beni yutkundurmayan bütün keşkelerimi karşımdaki insanın ne düşündüğünü hiç ama hiç umursamaksızın bihakkın yerine getirmekten ictinab etmezdim. Biriktirdiğim bütün sarılmalarımı tek seferde boca ederdim de belki bütün kaburgalarını kırardım. Olsun. İnsan, kaybettiklerinin yerine kimi ikame etmeye çalışırsa çalışsın olmadığının farkındadır. Bir şeyler yerli yerinde değildir işte. Bu kişi o kişi değildir. Duymak istediği cümleleri işitmek istediği ses bu değildir. Güldüğü şakalar ona değil buna aittir ve bu daha çok can yakar. Ben Şeyh Babam'ı kaybedince, en çok beraber attığımız kahkahalara ağladım. İnsan, bir insanla aynı şeye gülebiliyorsa şâyet, artık ölümün vakti gelmiştir. Çünkü bütün olup bitenlerin bizi delirtmiyor oluşuna dair takındığımız ciddiyet rolü yerini şen kahkahalara bıraktığı an hepimizin yüzündeki maskeler düşer ve sahici bir biz olmanın mümkün olduğu yerde buluşuruz. Ne Godo...

Şeyh Babam XIII.

"Gözler O'nu göremez. Fakat O gözleri görür."  Şeyh Babam En'âm suresinin bu âyetini okuduğunda tir tir titremiş kendime gelememiştim. Postnişin olduğum gün, bu yükü nasıl tartabileceğime dair (Allah'ın yardımı müstesna) en ufak bir bilgi kırıntısını bile ne sinemde ne zihnimde taşımıyordum. O gün bir şeyi daha anladım; göz kendini göremez. İnsan aynaya muhtaç. Bu yüzden mü'min mü'minin aynasıdır. Gel gör ki çevremde kirlisine bile razı olacağım, tozunu silmeye çoktan teşne olduğum bir ayna bulamamamın ızdırabı beni benden aldı. Müritler ne bilsin? Manevî bir hâlin terbiyesine dalmış olacak hazretin gönlü deyip sükûtta karar kıldılar. Beni bana sor. İçimde kopan fırtınaların alabora ettiği tek geminin bir başına tayfası bendim. Ne sular yuttum, ne bulutlar dövdü beni, ne şimşekler kemirdi aklımı bunu anlatmaya mecâlim yok. Horap şiki lop. Bir yazarın günlüklerini okuyorum şu sıralar. Ümmühan getirip bırakmış masama. Üç cilt. Daha birincisini bitiremedim. A...

Şeyh Babam XII.

 Demin Ümmühan'ın müritlerin zorbalığıyla odamın yarıdan fazlasına gelip kondurduğu saksıları sularken Şeyh Babam'ı gasledişim geldi aklıma. Saksıdaki çiçeklerin yapraklarını nasıl okşaya okşaya nemlendirdiysem parmaklarımla tek tek, Şeyh Babam'ın cüssesinin her bir noktasını da onun tenine en ufak bir halel getirmeden yıkadığımı hatırladım. Bir Antik Yunan tragedyasını izleyen bütün Yunan seyircisinin döktüğü gözyaşını toplasan benim gözyaşlarım hepsinin tuzlu suyunu nasıl alt ediyor görürdün. Burnuma onunla beraber gezdiğimiz kırların istemeyerek çiğnediğimiz çiçeklerinin tabanlarımıza sinen kokusu geliyordu. Bütün müridânı kovmuş gasilhânede bir Şeyh Babam bir ben kalmıştım. Elbette üçüncümüz an be an bizimle birlikte olan Allah'tı. Sular kesildi. Kovadaki suyla idare etmek istedim. Yetmedi. Ben de Şeyh Babam'ı gözyaşlarımla gaslettim. Nursel'i sudan kurtaramamanın Şeyh Babam'a su bulamamanın biçâre Hüseyiniydim. Derken bir el işareti çektim gasilhâneden ...

Şeyh Babam XI

 Kasvetli bir kışa uyandım. Pencereden dışarıya bakmaya bile cesaret edemedim. Bütün gün yataktan çıkmayı istemesem de işler beklediğim doğrultuda ilerlemedi. Biraz kitap sayfası çevireyim istedim. Çok sürmedi kapım çaldı. Ümmühandı. "Seninkiler aşağıdalar yine. En azından cama çık bir görsünler." dedi. Haklıydı ses etmedim. Cama çıktım kadın erkek onlarca mürit, takırdayan dişleri, kızaran yanakları ve burunlarıyla birlikte beni görmenin huşusu içinde kendilerinden geçtiler, tekbirler, salavatlar, canımız! efendimiz! hitapları. Biraz tebessüm etmeye zorladım kendimi. Gitmelerini işaret ettim. Öyle de yaptılar. Sanırım burada en çok kendimle barıştım. Özdemir Asaf bir şiirinde "Beni öyle bir yalana inandır ki,/Ömrümce sürsün doğruluğu." demişti. Kurduğum cümle bu kavilden midir henüz bunu bilmemin imkânı ne zihnimde ne kalbimde oluşmadı. Yazdığım bütün mektuplar doğruydu gel gör ki adresler yanlış. Kızacak kimseyi bulamadım. Benzer mektupları yazan ve benzer yanlış ...

ŞEYH BABAM X

 Tekkedeki kızları uyardığım konulardan bence en önemlisi ve en çok zorlarına giden şuydu: Beğenmedikleri erkeklere dair takındıkları kibirli tavrın adını iffet koymamaları. Bu ne lafa gelince dillerinden düşürmedikleri Meryem'in ne Asiye'nin ne Hatice anamızın iffet tavrına münasip düşen bir durum değildi. Kibrinizin adını iffet koymayın dedikten sonra tekkeye gelip giden ve bana küstüm oynamıyorumculuk yapanların sayısı hemen hemen üçte birdi ve ben hiç oralı bile olmadım. Kadın demek öfke demekti Şeyh Babam için. Böyle söyledi bir keresinde bana. Kadınlara dair takınmam gereken tavrın ne olduğuna ilişkin annemden tevarüs ettiğim ahlakî anlayışım ve bir yaşa kadar teyzelerimin elinde büyümüş olmam oldukça belirleyici bir rol tayin etti bana diyemem. Filozofların neden kadın düşmanı olduklarının gerekçesinin sadece Antik Yunan'da kadın, aşkın değil üremenin bir aracıydı aşk erkeğin erkeğe karşı beslediği duygunun adıydı ve bu sebeple Antik Yunan'daki herifler kadınlara...

Şeyh Babam IX.

Bedelini kime ödeteceğimi bilemediğim bir hayatı yaşadım. Izdırabımın tek sebebi bu. Hayatta her şeye geç kalmış gibi hissetmemin esas itibarıyla birileriyle kendimi mukayese etmem ve onlara haset etmemle ilgili olmadığını anladığım günden beri cezasını kendimden başka keseceğim kimseyi bulamadığım için başta kendim olmak üzere bütün insanlıktan nefret ettim. Bu nefret öyle bir mide bulantısının içine sürükledi ki beni, bütün insanlığın üzerine kussam yine de içim soğumaz. Hani kambura sormuşlar; "Senin mi sırtın düzelsin, bütün insanların mı sırtı eğrilsin?" cevap vermiş kambur; "Bütün insanların sırtı eğrilsin." Böyledir işte. En kutsal öğretinin bile çizdiği haritaya uymamaya başlar ve kendi dünyamı kuracağım derken bütün sınırları altüst etmenin bedbahtlığını yaşadığın bir ömrü sürmeye devam edersin. Kendi dünyamın sınırları kargacık burgacık da olsa çizdiğim kendilik ülkemin haritasının bugün ne derece müdafii olabilirim bunun cevabı henüz zihnimde oturmuş deği...