Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...

ŞEYH BABAM XXXIII.

 Varmak istediğin yerle yürüdüğün yolun birbiriyle olan irtibatsızlığını fark ettiğin an yoldan çıkmış olmuyorsun. Eh belki biraz, mış gibisinden...  Şeyh Babam, astrolojiye merak saldığı günlerde elinde gezdirdiği Ebû Ma'şer el-Belhî'nin     el Medhalü'l-kebîr ilâ 'ilmi ahkâmi'n-nücûm adlı eserinin tozunu aldığı bir gün başını kaldırıp gözlerimin ta içine bakarak şöyle sormuştu: "Kaybolduğum kadar yol buldum hayatta. Tarif edilen yolların hiçbiri benim yolum değildi zira ayaklarım her adımını tanıyarak basmamıştı o yollara. Oysa insan kaybolduğunda bütün adımlarını temkinli ve ürkek atar, budur öğreten. Biraz korku biraz ümit, Hakk Teâlâ'nın "sizi biraz korku ve açlıkla canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle sınayacağız." buyruğundaki hikmeti de buradan oku. Eksile eksile artabilir, kaybola kaybola bulabilirsin. Yürüdüğün yol, benim yolumsa, adımların neyin şahidi, hangi kaybolmuşluğunun, hangi kaybetmişliğinin?" Nerelerde aramıyorum ki kaybett...

ŞEYH BABAM XXXII.

En çok güvenmeyi istiyorum bu hayatta. Bir taş parçasına bile olsa güvenmeyi. İnsandan çoktan vazgeçtim... Yüzümü güneşe bile göstermeyi istemeyecek kadar hırçın zamanlarım olmadı diyemem. İsterdim elbet kendimi bir yaz sıcağında sere serpe sırt üstü denize uzanmış güneşin göz kapaklarımı aşmaya çalışırken gözümün gördüğü turuncu renkle merhabalaşmayı. Buna hiç vaktim olmadı. Kurtarmam gereken insanlar vardı, bir işe bile girip çalışamadım. Sersefil gezindur avanakasnak gibi. Kitap okudum çokça, kendimden başka herkesi ve her şeyi çok sevdim. Saçlarımı hep sıfıra vurdum takke taktığım yıllarda. Rasulullah dört kere gittiği umrede kazıtmış diye bir rivayet dolaşırdı, ilmi kitaplarla mukayyet saydığım medrese okuduğum dönemlerimde. Öyle kabullenmiş ve sürekli birbirimizin saçını kazır hâlde bulurduk birbirimizi.  Birbirimiz mi kim?  Hiç kız eli tutmamışken, zina ayetlerini en çok işiten, elalemin kirli paralarını temizlemek için verdikleri bağışlarla ilim talebesi olmaya çalışır...

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXX

 "Salihlerle beraber olun" ayetini iyi insanlarla beraber olmanın ötesinde bir muhtevaya sahip olarak anlamamın üzerinden hepi topu ne kadar zaman geçti bunu söylemeye lüzum yok. Bence lüzumlu olarak gördüğüm kısmı ve dahi ayetten anladığım ise şu anlamı da içerdiğiyle ilgili. "Yanındayken sulh üzere olduğunuz insanlarla beraber olun." Böyle de anlıyorum bu ayeti, detaylarını vermek gerekirse şöyle de; "Sizi sizden alıkoymayan, sizi germeyen, söyleyeceğiniz laflarınızı peşin bir hesapçılıkla anlamayan, sözlerinizin ardında ve altında başka bir niyet aramayan, ruhunuzu soğurmayan, mutluluğunuza engel olmayan, her haltı aşmış ve bilge rolleriyle sürekli akıl vermek üzere beklemeyen, dinlemeyi bilen, anlamaya meyilli, hisseden ve sizi dinledikten sonra yükünüzü hafifletme cehdi içinde olan, gamınızı gam sevincinizi sevinç bilen, ahiretiniz için en az sizin kadar titreyen, göz yaşlarınızı emanet bilen, bekârlığınızı bekârlık, gençliğinizi gençlik, yoksulluğunuzu yo...

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...