Topal atlara bindik hepimiz.
Ardımızca havaya bulanan toprakRahme ağır gelen ceninden daha sıkı sarılıyordu hayata.Korkak ellerin rıhtımında serseri bir dalga bile değildik.Kusurlu cümlelerin aralarında yerimiz anlamsız kelimeler olarak saptandı.Halatları düğümleyen bileklerimiz, kalem tutunca kanardı.Öyle bir hayata göz açtık ve böyle öldük çoğumuz.Küflü bir ilaç değince dudağımızayüreğimiz çarpardı.Cesur bir şifa dolaşırdı damarlarımızda.Topal atlara bindik hepimiz.Ardımızca havaya bulanan toprak
Ölü bedenlerimize dudak burkardı.
Böyle bilip inandık ve böyle kandık çoğumuz,
Bir umudun sır dolu yanaklarına.
İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk. "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....
Yorumlar
Yorum Gönder