Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri var saysam angut kuşu gibi gövden kahverengiye başın beyaza gagan karaya döner.
Bu hazretlerin yüzlerine bakılmayacak ahlaksız çocuklarına, yüzlerine kıyıp bakılamayacak nice güzel müridelerin peşkeş çekildiğini gördü gözlerim. Mecburen katıldığım bu düğünlerin peşinden ne kadar ağladım...
Şımarıklıklarıyla, küstahlıklarıyla, kibirleriyle, sırf bir hazretin(!) sülbünden geldikleri için hakikat hikmet nâmına kendilerini bir kapıya kul kılmış nice müride nasıl tepeden baktıklarını çokça gördüm. Zaman zaman ben de maruz kalmadım değil bu tavırlara. Ne zaman ki Şeyh Babamı tanıdım, okkalı okkalı saydım sövdüm itollarına!
Yorumlar
Yorum Gönder