Ana içeriğe atla

Bir ıs/ın bedeli nedir bu üç günlük dünyada?






 Yoluna kurban olduğum. Önce ıs/sızlığı öğrendi.
Yoluna kurban olduğum. Önce ıs/sızlığı öğretti.
Is/sızlığı, yani sahipsizliği. Is/sızlığı, yani kapısızlığı...                                                                     









Bir Nazi Subayı yağmaladıkları köyde karşılaştığı ihtiyarla eğlenmek ister. Bir soru sorar ihtiyara, eğer bilirse canını bağışlayacaktır. ''İhtiyar'' der, ''gözlerimden biri cam, bir diğeri gerçek, hangisi bana aittir bilirsen, canını bağışlayacağım.'' İhtiyar, subayın yüzüne iyice baktıktan sonra verir şöyle verir cevabını ''Sol taraftaki gözün sana ait, sağ taraftaki cam.'' kahkaha atar subay, bilemediğini söyleyerek, alaylı bir şekilde sorar '' İyi ama nasıl fark edemedin hangisinin cam, hangisinin gerçek olduğunu?" ihtiyar bir süre düşündükten sonra cevap verir: ''O daha insan gibi bakıyordu.''





 Güvenecek bir çift göz. Biz bu çağ insanına verilmiş en büyük hediyedir. Öyle ki ötesi israf kabilinden, bir çifti yetip artacak kadar göz.





 Bir zamanlar konuştuğum bir şeyh efendi konuşmamızın bir yerinde şöyle sormuştu: ''Okudun, okudun peki ya sonra?" O vakitler kem küm etmiş, adam akıllı bir cevap da verememiştim. Sonra rafların karşısına geçip aynı soruyu biraz medâr-ı mâişet derdi çeken ben; "Bunca kitâbı niye okudum?" diye kendime kaç kere sordum?





 Okuyanın, bu dünyadan kaçmaktan başka derdi yok. Okumak, bu ne idüğü belirsiz yerde, bu cam gözlü yığınlardan kaçıp, gözlerini ömür boyu bir camın arkasından satırlara adamaktan ötesi değil.
Sadra şifâ bir söz duyamayanların, okuyacak bir sadır bulamayanların başka çaresi yok.





 Masallar niye var Şeyh?





 Masal dediğin bir yetişkinin, henüz körpe bir yavruyu hiçbir anlam veremediği bu saçma dünyadan kaçırmak isteyişinden başka nedir? "Bir varmış bir yokmuş" diye başlayan bütün masallar bak diyor karşısındaki çocuğa var ya da yok olması önemli değil, gel henüz hiçbir anlam veremediğin bu saçma dünyadan başka bir âleme kulak kabart, gördüklerinin yerini görmediklerinle değiştir. "Altı ay bir güz gittik..." mesafeleri ve zaman kavramını da yok say diyor kendisini merakla dinleyen çocuğa, eskiden kum saatleri, mum saatleri, su saatleriyle ve güneş saatleriyle belirlenen, günümüzde bir tüy kadar hafif kol saatlerinde akıp giden zamanı unutmasını istiyor.





Kaçamadıkları yerde, kaçırabildikleri ölçüde ıssız bırakmamış oluyorlar çocukları.
Kaçtıkça çocuklar, bir sahipleri olduğunun farkında.





 "Sonrası" ıs/sızlık Şeyh.
"sonrası" sahipsizlik.
"sonrası" kaybolmak; raflarda, kitâplarda, cümlelerde, kelimelerde, harflerde, seslerde...
"sonrası" başını kaldırıp, bakamamak cam gözlere. Her biri ve her bakışta kırılıp yüreğine cam parçalarının değdiğini hissettiğin o gözlerden, kaçmak "sonrası".





Bir öğrendiğim varsa hayattan, Efendim'in önce öğrendiği ve önce öğrettiğinin ardınca gitmek.
                                                                           Siyah bir rüzgâr yırtıyor yanaklarımı, gök değil.İnce bir battaniyedir gözlerim. Ayıp örtmez, su tutmaz.Çok üşüdüysen eğer, kütüphânede birkaç raf boş.Seni de sarıp sarmalasın tozlu yapraklar, seni de hırpalasın ilim.Seni de lime lime etsinler de anla.Bir ıs/ın bedeli nedir bu üç günlük dünyada?Yalnızlıktan başka.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...