Yaktım bütün gemileri
tam on iki bin kişisizimSırtı gökten, gözü yerden
başka bir şey görmeyen
bütün karıncaları tepe taklak ettim.
Gösterdim neymiş gökyüzü.
Yamru yumru yollar yürüdüm.
Sallanırdı başım yürürken annemin omzunda.
Karar kıldım, haber saldım, Karar saldım, haber kıldım
Başka mısrada ara şairlik dediğini
hem Turgenyev, Nekrasov'a:
"Şiir, onun dizelerinde bir gece bile kalmamıştır."
dediğinde gıkını çıkarma, hem de bana:
"Duygu yüklü vagonlara, nedir bunca ray!"
diye sitem et.
Bırak canının yakasını, ille de cehenneme gitmesin.
Söyle şimdi vagonlara, bu omzumdaki yük desin,
Raya sığmaz, gövde üstünde baş bırakmaz,
yar avutmaz, kuş uçurtmaz;
-Senin sesin.
-Senin sesin.
İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk. "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....
Yorumlar
Yorum Gönder