Ana içeriğe atla

Delikanlı


            İnandı yıldızlara
            Herkesin başına gelen onun da geldi.
            Tüfeğinin namlusu buz tutmuş
            kaburgaları sayılan o gürbüz;
            delikanlı, ağzı küfürlü bir askerdi.









            Uzaktan saydı bütün mızrakları
            Mavilikten çekip çıkardı.
            yosma bakışlardan, kara kıştan
            alkıştan, kargıştan kara kıştan
            delikanlı, yüzü donmuş bir çınardı.





            Başını kanla örtmüş  
            Kulakları donmuş duyduklarının ağırlığından            İki yıldız kaymış ve ölmüş
            Kalbi durmuş yaşamanın sağırlığından
            delikanlı, göğe çıplak gözle bakardı.





            Ko, başını ko, şimdi
            Kırmızıya gelmezdi onun sevmeleri
            Du, bakalım, du şimdi
            Yaşamadı yaş aldı.
            Hayat hep tek yapraklı iklimdi.
            delikanlı, takvimi dişleriyle sıkardı.                        Ah anne ne kadar aptaldı
            atın boynuna sarılıp delirmeyenler
            Bazen dile            ve bazen gönle gerek kalmaz
            Emeğin, sessiz duâsı vardı            delikanlı, karanlığa hapsolmuş
            yarım elma bir ihtiyardı.            bunu bilmeden önce.
            delirmeden önce.
            vatozlar kanat çırpan kuşlarıydı denizlerin
            bunu da bilirdi
            delirmeden önce.            delikanlı küs olduğu göğe
            bir bakış atar öyle yatardı.
            şimdi, barışık kuma gömdüğü saçlarıyla
            şimdi, barışık tırnağına yazdığı çiçeklerle
            şimdi, yarası yansır gözlüğüne
            delikanlı, göğe kocaman adımlar atardı
            yan yatmış evlerin tekerlekleri kırılmadan önce.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...