Hayat, insanın insana acımadığı cümlelerle yeniden kuruluyor hem de her gün.
Sen, eski ilkbaharlardan kalma bir hinlikle yaklaşıyorsun kazaklara
Sevmenin bütün kalıplarını taşıdığını bildiğim heyben, ince tırnaklardan bir çerçi alnı sunuyor emeklerime ter diye.
Kımıldayan her bir suya, gözünü düşürdüğün bir benim değil, herkesin dilinde.
Artık herkes biliyor bir şiir ağırlığındaki bileklerin hangi destana itecek beni.
Kaybettiğim yassı gövdeleri nerede hangi dağın hiç çıkılmamış tepelerinde bulacağımı herkes biliyor.
Herkes, herkes, herkes.
Şimdi çıkıp, yok o öyle değil. Hayır hayır şu tarafa. Bunu değil ötekini.
Binbir telaşa kapılıp, anlatsam seni. Ortaya yalnız sessizliğim çıkar.
Sen yine bulursun bir kulp takmanın yolunu.
Kursağımda hevesimin işi ne?
Kalacaksa sende kalsın.
Yalan yanlış kelimelere bel bağlama. Yok o öyle değil. Hayır hayır şu tarafa.
Ben ne kadar ıslandıysam sen de o kadar yağmalıydın. Bilindik tüm kiremitler gibi öyle olmadı. Düştüğün yer başım olmadı.
Kıvrıla kıvrıla nereye çıkar bu yolun sonu?
Vari gevezeliklere bir nefes bile harcamadın.
Şahidiyim bunun. En yakınından. Bir bel ağrısı eşlik etti sana yalnız. Yalnızlığın en hafif köşesinden.
Küçük burunlara, umutlu kokular salan sendin.
Akılları baştan alan kokular.
Bir yere umut girdiyse maksat hasıl olmuş, bütün sahnelerdeki tüfekler patlamış, raksa son, dansa paydos denilmiş demektir ki bu senin güzel diş çekişinle, yine sana yarar.
Akıl, umudun kırık dizinde bir acıdan öte yer işgal edemez artık.
Sabır deyince, ben ayak diretmeyi anladım bakışlarından. Boynu diktim madem, madem alnım geldiğin yöne hiç dönmemeye dair epeyce toz yutmuştu.
O halde ben de ince türkülere kalın sözler yazmaya ahdettim.
Kanat çırptığım tüm eğrilikler, bir fotoğraf karesi kadar olsun yer etmedi doğruluğunda.
Kuş tüyünden yastıklarda, bütün çocukluk salıncaklarım çalındı.
Ölüme çok oldu kardeş kılmayalı yorgunluğumu.
Umuda çok oldu yakıştıramayışım seni.
Dans eden ölür.
Raks eden zaten.
Böyledir filmlerde kural.
Dans ettin.
Raks etmiştim.
Umut, aklıma her geldiğinde, senle birlik çıkagelen en çirkin kazağındı,
Beni üşüten.
Masalsı devlerin el ayaları büyüklüğünde dualar da sığdırdın göğe. İnanmadığın belliydi.
Dönüp durdum kuş gagalarından çıkan yarınların etrafında.
Adını hiç anmadılar.
Küstüm, kuş tüyü yastıklara emanet etmedim düşlerimi.
Bir ölüm böyle sona erdi.
Yorumlar
Yorum Gönder