Ana içeriğe atla

Yazıya Dair (IX)

 

IX.

Garipçiler’in Türk edebiyat dünyasında yapıp ettikleri edebiyatla uzak bir kulak dolgunluğuyla da olsa ilişki kurmuş herkesçe mâlum. Özetle yüzlerce yıllık şiir anlayışını bir kenara bırakıp, şiirin şiir olmasına katkıda bulunan bütün unsurları şiirin dünyasından tasfiye etmek… İşte Garip. Bu tasfiye meselesine dair Melih Cevdet Anday askerde yaşadığı bir hatırasını 1989 yılında TRT’de katılmış olduğu bir programda şöyle anlatır:

İki arkadaşımla beraber şiirde o güne kadar yapılmamış bir şey denemeye kalktık. Yaptık daha doğrusu Oktay Rıfat ve Orhan Veli ile beraber. O şiirlerimiz o kadar alaya alındı ki kitabın adını ondan “Garip” koyduk. Hani “Ne garip şeyler bunlar!” diye. Hiç kimse bunların şiir olduğunu kabul etmedi… Hatta size bir anımı anlatayım. Şimdi ben yedek subaydım. Alay komutanı beni söylemişler şairdir diye. “Bir şiirini oku.” dedi mahfelde. Ben de o garip şiirlerden birini okudum dört-beş mısra. Meğer adam şiir aleyhtarıymış. Yani Türkiye’nin ancak fenle bilimle ilerleyeceğine taraftarmış. Öyle şiir, edebiyat falan öyle şeylere boş veriyor hayretle dinledi beni. “Bu ne bu!” dedi bana. “Şiir albayım.” dedim. “Nasıl şiir bu!” dedi böyle. “İşte biz” dedim. “kafiyeyi kaldırdık, vezni kaldırdık, teşbihi, istiareyi kaldırdık.” deyince bir sevinsin adam, dedi ki “Anladım şimdi tebrik ederim. Siz böyle böyle şiiri ortadan kaldıracaksınız değil mi?” dedi.

 Sanat hayatlarının ilerleyen yıllarında Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet, Garip düşüncesine bağlılıklarını sürdürmemiş, kendilerine yeni bir ifade ve anlam dünyası kurma yoluna gitmişlerdir.

 Erken yaşta yaşamını yitiren ve Garip denilince diğer arkadaşlarından çok daha fazla önce çıktığını gördüğümüz Orhan Veli de Melih Cevdet’e göre; “Garipten vazgeçmişti. Yaşasaydı mutlaka başka şiir yolları arayacaktı[r].”[1]

Her üç isim de insanların okudukça “Ne garip!” diye düşünmeden edemeyecekleri şiirler yazdıklarının farkındadır. Şairlerin şiirlerini toplamış oldukları Garip adlı eseri satışa çıkardıklarında, insanları okuyacakları şiirler konusunda en baştan uyardıklarına şahit oluruz. Orhan Okay bu konu hakkında şu bilgileri kaydeder; “Kitap, dış kapağın etrafını çeviren bir kuşakla satışa çıkarılmış. Kuşağın üzerinde şu cümle: ‘Bu kitap sizi alışılmış şeylerden şüpheye davet edecektir’.”[2]

Bugün Garip şiirini tuhaf bulmayacak kadar değişti şiire bakışımız. İlk başta şiire emek vermiş, şiirin bütün umdelerine gönül vermiş kimselerce eleştirilmiş olsa da bugün Orhan Veli’nin herhangi bir mısraını duyduğumuzda bizi rahatsız eden hiçbir şey kalmadı. Bu yönüyle Garip şiiri görevini fazlasıyla yerine getirmiş bir şiir anlayışı olarak karşımıza çıkar.

Yukarıdan beri alıntıladığımız ve kaydettiğimiz cümleleri elbette konuyu bir yere bağlamak için yazdık. Belki de yazarın kendisine doğuştan yapışık ikiz kardeşidir yazıldığı an anlaşılamamak. Zira çağının ötesinde hissetmenin, düşünmenin, beklentilere uygun hareket etmemenin bedelini tarih boyu ödemiştir yazar. Kim bilir daha ne kadar sürecek bugünkü insanlara “Merhaba!” diye seslenen yazarın yalnızca yarınlarda selamının alınacak oluşu…



[1] Melih Cevdet Anday, Dakika Atlamadan-Söyleşiler, Everest Yayınları, İstanbul 2015, s. 374.

[2] M. Orhan Okay, Poetika Dersleri Dergâh Yayınları, 8 .bs., İstanbul 2021, s. 39.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...