Buraya bir şeyler yazmayalı uzun zaman olmuş. Şubatın 27'sinde bir şeyler yazmışım en son. Bahsettiğim kişinin şimdi en çok nefret ettiği insanlardan biri benmişim. İçimde hâlâ bir yaradır, iyileşemedim, kanayıp duruyor.
Geçenlerde dişime tel taktırdım. Şimdilik üst tarafa. İstanbul'a geldim. Samsun'a dönünce alt tarafa da takılacak. Biraz yeme zorluğu, olsun o kadar. Nasıl mutlu ediyor beni. Bir şeyin (bu cansız bir diş teli bile olsa) daima beni iyileştirmeye çalışması bende bambaşka bir duyguya sebep oluyor. İnsandan daha kötüsü yalnız insandır. Bir diş telinin merhameti... Ah Allah'ım.
Yarın İsmet Özel'i dinlemeye gideceğim inşallah.
Doktora tezine her gün biraz da olsa bir şeyler yazmaya çalışıyorum.
Annemle olmaktan mutluyum.
Murat Sayımlar'ın eserlerini okuyorum şu sıralar.
Öğrencilerin mesajları, bazı telefon görüşmeleri, Besim Tibuk videoları izleme...
Yalnızlığı değil de belki sessizliği özlüyor insan.
Güvenecek hiç ama hiç kimsem yok. Müthiş bir Kaht-ı ricâl.
İnsan, duygusunu, fikirlerini bir başkasına yaslayamıyor, yaşadığı cemiyetin hiçbir grubuna kendisini ait hissedemiyorsa (şu an dinlediğim playliste de "I don't belong here" başlığını koymuş herif) yalnız kalmamak için rol yapmaktan başka da bir çaresi kalmıyor işte.
Yorumlar
Yorum Gönder