Ana içeriğe atla

ŞEYH BABAM XXXIII.

 Varmak istediğin yerle yürüdüğün yolun birbiriyle olan irtibatsızlığını fark ettiğin an yoldan çıkmış olmuyorsun. Eh belki biraz, mış gibisinden... Şeyh Babam, astrolojiye merak saldığı günlerde elinde gezdirdiği Ebû Ma'şer el-Belhî'nin  el Medhalü'l-kebîr ilâ 'ilmi ahkâmi'n-nücûm adlı eserinin tozunu aldığı bir gün başını kaldırıp gözlerimin ta içine bakarak şöyle sormuştu: "Kaybolduğum kadar yol buldum hayatta. Tarif edilen yolların hiçbiri benim yolum değildi zira ayaklarım her adımını tanıyarak basmamıştı o yollara. Oysa insan kaybolduğunda bütün adımlarını temkinli ve ürkek atar, budur öğreten. Biraz korku biraz ümit, Hakk Teâlâ'nın "sizi biraz korku ve açlıkla canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle sınayacağız." buyruğundaki hikmeti de buradan oku. Eksile eksile artabilir, kaybola kaybola bulabilirsin. Yürüdüğün yol, benim yolumsa, adımların neyin şahidi, hangi kaybolmuşluğunun, hangi kaybetmişliğinin?"

Nerelerde aramıyorum ki kaybettiklerimi Şeyh Baba! Bir çobanın merhametle okşadığı koyununun titreşen tüyünden tut, bir şairin en sufli duygularını bile boca ettiği mektuplarının arasına serpiştirdiği birkaç insanlık emaresine, anahtarcıda çektirdiğim anahtar kopyasını cebime koyar koymaz anahtarcının beni takip edip etmeme tereddütümden belki bir gün döner diye geçmiş anıları sürekli başa sardığım insanlarla olan yaşanmışlıklarımı tekrar tekrar hatırlayışıma kadar.

Horap şiki lop. Horap şiki lop lop. Kay bol du ğun ka dar sın.

Her gün dosdoğru yoluna hidayet etmesini isteten Hakk, her gün, her namaz arası, her rekat arasında bile kaybolduğumuzu en iyi bilendir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...