Ana içeriğe atla

İntifada


İntifada (Ayaklanma)





Ağla!
hudutlarını
insanların
yapay
çizgilerinin
belirlemediği
gönül
ülkemin
vatandaşı
olan
kardeşim,
Biriktir
gözyaşlarını
mozaik
camdan
ve
desenli
ince
küçük
bir
tüp
şişenin
içerisinde
Terle!
uzattığımda
sırtına
ıslansın
elim.
Ayağa
kalk!
bas
toprağa
öyle
sert
vur ki
yere
çatlasın
toprak.
ve
çıksın
yeryüzüne
zulme
sessiz
kalanların
çığlıkları
ve
tırmalasın
kulakları.
Uyuma!
düşman
ilan
edelim
göz
kapaklarımızı
Uyumayalım,
ne
olur.
Birisi
Ramallah’tan
başlasın
bağırmaya
Diğeri
İslamabad’tan
atsın
ilk
taşı.
Öteki
Kahire’den
kaldırsın
elini
ve
eller
izlesin
birbirini
Şam’dan
Bağdat’tan
Kabil’den
Doğu Türkistan’dan…
Kaldır
başını
ve
haykır
kısılana
duyulmayana
dek
sesin…
Takip
edin,
yalvarırım
takip
edin.
Direnmek;
en hür eylem.
İnanç;
tüm güç kaynağımız.
Ve
sen;
sahte
putların,
yapay
ilahların,
kabloların
ve
makinaların
önünde
iki
büklüm
duran
alçak!
Ve
sen;
gözü
olup
görmeyen
kulağı
olup
duymayan…
Perde
çekili
gözünde
dünyanın
tüm
pisliklerinin
biriktiği
ve
damladığında
bebeklerin
ölümüne
sebep
olan
sahte
gözyaşlarının
sahibi
kork!
korkun!
İBRAHİM’le (Aleyhisselam)
MUSA’yla (Aleyhisselam)
İSA’yla (Aleyhisselam)
aynı
ALLAH’a
inanan…
İSMAİLce (Aleyhisselam)
bıçağa,
YUSUFça (Aleyhisselam)
kuyuya,
İBRAHİMce (Aleyhisselam)
ateşe,
ZEKERİYAca (Aleyhisselam)
testereye
meydan
okuyan
MUHAMMED (Aleyhisselam)
ümmetinden
olan
çocukların
küçük
elleriyle
attığı
minik
taşlardan.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...