Vakit geldi.
Tayyareler piramitlerin tepesinde uçuyor artık
Saçı makasla eğri büğrü kırpılmış çocuklar
Çağlar açıp çağlar kapattıkları tablolarda görülen
Çamurlu suların bulaştığı baldırlarıyla
yürüdükleri yollarda
yüzü yarım, yüzü sahte, yüzü kevgire dönmüş
muzaffer komutanların adlarını sayıklıyorlar
Peltek ağızlarıyla.
Bir acı dolduruyor, ki güneşimdi
başlıyor yakmaya.
Sağdan soldan suç devşirip üzerine
solgun yüzlü yosmaların
günahlı cümlelerine hırpani bakışlar fırlatıyor
Tufeylî bir genç.
Vakit geldi.
Sulacı yüze, göze diş kana göz
söz, önce vardı şimdi yok.
Şehre şık, şehre köhne
şehre yaraşmayan yüzlerle
on bozuk paralık insanları
dolduruyor köprüler
dolduruyor köpekler ağız dolusu havayı ciğerlerine
öylece havlıyor akşam ezanını duyar duymaz
Vakit geldi.
Ve bir çağ daha kapanıyor
benim ölümümle.
Adımı çocuklar sayıklayacak,
gülen yüzleriyle.
Kıvırcılayın çayı cala budalanın üstüne
Gözler de öyle artık, anlamsız.
Soldurmuşlar çiçekleri anlamsız.
İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk. "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....
Yorumlar
Yorum Gönder