Yanaşma. Yaklaşma bana.
Islaktır tenim, gözün bende uyku tutmaz
Çün, vedasız bakışların hışmından geçtim
Ölümsüz günlerin ayrımından.
Sakallı tabutlardan pembe dudaklar fısıldadı hayatıma:
Kaderime nebi nefesinden bir başkaldırı yazılmış benim.
Hem de kendi arzumla.
Benim ahım, efendisi soluklanırken, ırmaktan bir ağız dolusu su aşıran at kadar heveslidir tutmaya.
Parmaklarım, dünyayı hangi ucundan kıracağı bahsinde gayet mütekebbir.
Bir tek gün bile razı olmadım ayak ucuyla suya dokunmaya
Nankörlüğüm gelirse burdan gelir.
İnsanlar ki koyunlarında benden gizli bir yarın taşır;
Belki de yalnız bu sebep oldu, şemsiyeleri, güneşe ispiyonlamama
Evet, bu sebep oldu onları güneşe küstürüp, yağmura yâr diye sunuşuma.
Issız ormanlardan yankılandı ıslığım, kunduzlar dudaklarını ısırırdı
Senin adını anacak olsam.
Bunu sarı, bunu küskün, bunu yorgun köklerden çıkardım
Bezgin çimenlerden.
Yanağımda hep bir geçmiş öpücüğünün ıslaklığı
Portakal yüklü kervanlarıma, dar sokaklarda uçuşan kuş sarkıntılığı
sonunda beni de bir harbe kattı.
Üzerime peçeli çatık kaşlar dadanır
yalın ayaklı sütunlar dikkat kesilir ağlamaklığıma
içinden bir zamanlar aşk akmış damarlar kapanır
kuklalar boyanır, testiler yuvarlayan aşçı yamaklarına.
Savaşın yalnız adı kalır; soğumuş bir kadavranın ince tırnaklarında
Bir yakasını tutup da kulağımın, perçinledim kavgalara
Dudağımda uçuklar, korku üfledim tablolara
Küflü paltomu, cebine sakladığım umutsuzluğumla gömdüm toprağa
Mumlar dikildi, adaklar adandı başında
ayakkabılarının topuğuna basarak dinledi sarhoşlar ilahileri
benim adıma okunan.
Yüzlerce, yüzlerce çarpık oturuşlu bacak ve
dağınık saçlı sigara benim için küllendi ateşe direnirken
Şimdi, yaşlı bir yarın tutuyorum avucumda
Böcklin'in kayığında yer kalmamışsa
Ölüme, kulaç atmaktan başka çare yok.
Yorumlar
Yorum Gönder