Ana içeriğe atla

Si Je Vis.

Si Je Vis.

Yaşıyor olursam, ölmezsem...

Ölüm paranoyası olduğu söylenen Tolstoy'un yazılarının sonuna koyduğu üç harfin; ‘’s,j,v’’ Fransızca anlamı...

Çevremizde olup bitenler çoğu zaman garibimize gidiyor. Anlam veremediğimiz şeyleri duyar duymaz kendimizi gurbette hissediyoruz. Garibanı oluyoruz anlatılanların, o konuda yoksun olduğumuzu, o konudan uzakta olduğumuzu anlıyoruz bir tek. Ne garip!

Garip; yabancı olan, yani gurbeti gittiği yere götüren...

Gurbet; yabancı yer, yani kendine geleni, yabancı kılan...

Kendine garip olanın, dünyaya arif oluşu. Dünyaya arif olanın kendine gafil oluşudur gurbet.

Kimseyle işi gücü olmayan, cebinde iaşesini temin edecek üç lirası olmayanlara da gariban diyoruz.

İnsanlara ve paraya uzak olana...

 İnsan, kendinin bile uzağında yaşıyor artık. Garip olması için başka bir yere gitmeye ihtiyacı yok.

Ne diyordu büyük Türk Şair'i İsmet Özel;

''Uzak nedir?

Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için

gidecek yer ne kadar uzak olabilir?''

Garip! Eskiden olsa hicret ederdik, şimdi gurbettedir herkesler.

Eskiden olsa gamını kederini alan, kalbine hicret ederdi. Şimdi, kalbine gariptir herkesler.

Biri de çıkıp;

''-Sanki ne vardı birkaç cümlelik gam ve kederde, karıncaya yüklesen taşıyamam demezdi o cüssesiyle. Sanki ne vardı bunca kendinden kaçacak?'' demeye cesaret edemez. Bilir bunu yapmanın ne kadar güç olduğunu.

En çok ölümün gurbetindeyiz, en çok ölüme gariptir XXI.'yyın insanı.

Ölüm dediğin; akşam haberlerinde bir filmmiş gibi gösterilen birkaç sahnedir artık. Ölüm dediğin; altyazıdaki birkaç rakam. Ölüm artık isimlerin ve soy isimlerin ilk harfidir. Ölüm artık birkaç saniye...

Kınanır mı garip olan?

Kendine garip olan kınanır. Dünyaya garip olan takdir görür. Efendimiz, garip başlayan İslam'ın yeniden garip bir hale döneceğini buyurduktan sonra; ‘’ne mutlu o gariplere!’’buyuruyor. Bu garipler dünyanın kirine, pasına aldanmayanlar...

Yaşıyor olursam, gurbetteyim diyenler.

SiJeVisgurbetin Fransızca'sıdır diyenler.

Dünyanın başlı başına bir gurbet olduğunu bilenler. 

Asıl evlerini gönlünde taşır; Baba yurdunu...

Gayrısı her yerde gurbet.











Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...