Ana içeriğe atla

Gündüz Kaybolan Bütün Hüzünlerin Gecenin En Münasebetsiz Vaktinde Çıkagelişine Mersiye

söylemesi kolay.
nasıl öpeyim isa hainimi dudağından?
hıçkırmaya alışmış bir gırtlağa, savaş çığlıklarını nasıl attırabilir insan?
söylemesi kolay.
duygularımı çarmıha ısmarladım.
tek panayırlık küfür, tek satışlı iman,
göğsümü hiçbir olukta aklansın diye bırakıp da kaçmadım, kaçmam.
hince eleyip sirk dokudular,
on emre kulak tıkadı, her bir metni tersten okudular.
bardaklarda yıkanıp, kirliliğe doydular.
neyse. duvarım sağlam gözyaşımla değil eğri sırtımla barışık.
kipa takan kimse gider kuyruğuna yapışık,
tıpış tepiş, keşişlerin aşk acısıyla dalga geçer.

parmakları yamuk şair, en işkencelisinden söz ısmarla duygularımıza,
halkça aramızda bizi konuşur kılacak cümleleri bul çıkar.
söğülecek kelimeleri ver bize. küsecek, barışacak, çiçekleri avuçlatacak sözler getir.

tablolarda yüz astırmak kolay.
çatık kaş çattırmakta.
lafı karnında gebeleyip durma da anlat.
boşa mı gitti bütün göz ağrılarım?

söylemesi kolay, söğmesi zaten.
gündüz hangi deliğe girdiğin belli değil.
çökük avurtlarınla öpücük bekleme boşuna.
dudaklarımı kaybedemem sevgi görmemiş yanaklarda.
öyle ya avurtlaşmış bir yanak, makas alınmamış bir yanaktan başkası olamaz.
kimse kıymamışken parmaklarına, canım dudaklarım heba mı olsun adına?

suu ya bak, suu ya bırak.
kirlen! efendine git! pataklasın seni.
ölme sakın tenha bir kuytu kûşede.
dua bilmem, eden olmaz, telef olur gidersin.
neyi ıskaladın da o buldu seni?












Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...