Ana içeriğe atla

halam. çağların babası. cem ayininde kapıcı. poğaça yapardı. bir leğen.

çünkü diyor kalkıp: "hiçbir ölü gömüldüğü yere sığmaz."

ölümle yalnız kemikler sınanmaz.

duası insanın, gecesi insanın, yediği insanın, sevdiği,

çorbaya attığı her kaşıkta insan bir ölüyü de sallandırır.

ölüler biriktirir kalbinde insan, gülüşler, içli bir ağıt.

yaşamak, henüz ölmemişlerin şarkısıdır.

henüz ölemeyenlerin dedikodusu.

kulakta ani bir uğultu dediğin, sendeki ölülerin bir başka dostuna gidişinin sesidir.

neden kulaktan çıksın bir ölü,

koca cüssemde sendelemeden, harcıraha muhtaç olmadan, yoğarmadan saçlarını çıkacak yok muydu başka bir yeri diyenlerin kulağı, hangi şarkıya dedikodunun eşlik ettiğini bilmekten haindirler.

mahlelerde sürüdüm ayaklarımı, ölüydü balkonu halamın çünkü artık başka perdeler çekilmişti camlara.

sırtımı bir bulutun en ücra köşesine dayadım.

seyrettim düşen damlaları.

ölüler bir kalbin, en ağır sabah uykuları.

ölüler işte bir ağacın dalları,

ölüler işte bir adamın sakalları,

ölüler işte, ölüler emekli,

ölüler bir boya kutusu kadar, ölüler bir mezar taşı kadar, ölüler bir leğen poğaça kadar,

ölüler, can evinin en uğurlu misafirleri,

ölüler çünkü bir gözyaşı yanağımın,

ölüler çünkü ağlayanım, ölüler çünkü rüyasında görenler,

ölüler çünkütitreyen çenem, ıslanan atletim

bütün küfürlerim, bütün dualarım,

uçak korkumun tümü, ağrıyan dişim

ölüler çünkü hiçbir yere gidemediğim.

ilk özel bardağımda dudak izi kalan.

en terli yakası tişörtümün en yağlı kolları

ölüler çünkü yok yaşamak denen dünya kirinde kirletecek yerleri,

ölüler çünkü kalpleri bir boya kutusuna akacak kadar naif.

bir kürt tarlasından geçip, şeker tutan elleriyle yıkadıkları kaynana bezleri.

ölüler çünkü aldatanın topuklarında yitip gitti öpücükleri.

ölüler çünkü 

alıyorum tesbaamı allah diye diye dalıyorum uykuya onlar

tanrım ölüm çok kısa, biraz uzatsak mı yaşamayı?




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...