Ana içeriğe atla

Bir Koca Bul Kendine.

 kollarını sarı tenekelerle donatsın

 bir de araba şöyle altına aman kıçın açıkta kalmasın

 lüks bir ev salonunda zigon sehpa

 odalarında ondan olma senden doğma

 yapaylıkla büyümüş çocuklar yatsın

bir koca bul kendine 

dert keder bildirmesin sana ömür boyu

bazen bağırsın, seni koluna takıp hava atsın arkadaşlarına

aman canım de ne yaparsa yapsın.

parasını yiyorum ya işte budur artım.

bir koca bul kendine

sana süslü kıyafetler alsın

renk renk boyat saçlarını bakan dönüp bir daha baksın.

gözü arada bir dışarıya baksa da olur de cüzdanındaki kredi kartlarını hatırlayarak

haram helal olur de çok da umursamayarak

tatile git yaz aylarında sere serpe uzan kumsala

yanında şortuyla şezlonguna uzansın

ne iyi yaptık canım de

denizin tuzu saçlarında kalsın

kikirde milletin içinde mümkünse topuklu ayakkabın da olsun.

huzur budur canım de

aslan kocam sağ olsun.

ta kına günü başla masrafa

tül perdeden kumaşlara verdir milyarlarca parayı

açma hemen avcunu en az cumhuriyet konacak kınanın altına de

ucuza gitti demesinler bol yemekli çok davetli düğün salonu da iste

gelinliğin en pahalısından olsun canım bir kere evleniyoruz de

koltukların en pahalısından olsun padişahın oturduğu taht da ne!

bir koca bul kendine haram helal çok da dikkat etmesin

çeksin kredi düğün dernek, ev araba süslesin

düğünde az oynama isteksiz gidiyor diye laf söz çıkmasın

dök bütün kurtlarını otanto vahşileri görse kıskansın

kullanmayacağın tonla eşyaya verdir bütün parayı

heh işte oldu de amcakızım, dayıkızım, teyzekızımla ancak açtık arayı

olur da bir yerlerde görürsen çocukluğunda para attığın kumbarayı

kır at bir hizbeye aman sevgilim de sonunda buldum zulayı

her şeyin en doğalını iste, hormonsuz meyveler çeksin canın

ben öyle her yerden yemem de en pahalı lokantayı arayalım

sıç ağzına adamın yine de gelip sana sığınsın

de içinden ay canım ne kadar da sığırsın.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...