En çok güvenmeyi istiyorum bu hayatta.
Bir taş parçasına bile olsa güvenmeyi.
İnsandan çoktan vazgeçtim...
Yüzümü güneşe bile göstermeyi istemeyecek kadar hırçın zamanlarım olmadı diyemem. İsterdim elbet kendimi bir yaz sıcağında sere serpe sırt üstü denize uzanmış güneşin göz kapaklarımı aşmaya çalışırken gözümün gördüğü turuncu renkle merhabalaşmayı. Buna hiç vaktim olmadı. Kurtarmam gereken insanlar vardı, bir işe bile girip çalışamadım. Sersefil gezindur avanakasnak gibi. Kitap okudum çokça, kendimden başka herkesi ve her şeyi çok sevdim. Saçlarımı hep sıfıra vurdum takke taktığım yıllarda. Rasulullah dört kere gittiği umrede kazıtmış diye bir rivayet dolaşırdı, ilmi kitaplarla mukayyet saydığım medrese okuduğum dönemlerimde. Öyle kabullenmiş ve sürekli birbirimizin saçını kazır hâlde bulurduk birbirimizi.
Birbirimiz mi kim?
Hiç kız eli tutmamışken, zina ayetlerini en çok işiten, elalemin kirli paralarını temizlemek için verdikleri bağışlarla ilim talebesi olmaya çalışırken zekat bahislerini en iyi ezberleyen, kıçımızı koyacak minnacık minderi bulmakta zorlanırken ilm-ü ferâizi iyice belleyen, anne babalara öf bile demememizi öğrenirken onları görmeye bile vakit bulamayan, başımızdaki büyüklerin en iyi davranması gereken kişiler olmamıza rağmen (Neden bize "en iyi" davranmaları gerekiyordu biliyor musun? Çünkü anaları babaları, koyun koyuna senelerdir yatıp kalktıkları eşleri, kendi öz evlatları onları hiç mi hiç umursamazken[bu kelimeyi kullanarak kibar davranıyor, müstehcen olabilecek içerikleri tarafınıza bırakıyorum] biz el pençe divan huzurlarında durur, hiçbir laflarını ikiletmez, onlar arz-ı endam ederken çevrelerinde toplanan üç beş zerzevata biz hizmetkârları olmayı ihmal etmezdik) güler yüz bile görmeyenler.
Başımızdaki Hazretin saçının ortasının kel olduğunu çok sonra gördüm fotoğraflarında. Sonra hep uzattım saçlarımı omuzlarıma değe değe, aslan yelesi taşır gibi boynumda dolanıp durdum. Şimdileri kısadır saçlarım.
Apollon, dalga geçmiş bir gün Eros'la. "Öyle mi ulan?" demiş Eros. Bir ok Apollon'a, bir ok Defne'ye. Altın uçlu ok Apollon'a gitmiş, aşk uyanmış garipceyizin kalbinde. Kurşun uçlu ok Defne'ye, aşktan nefret etmiş kalbi haspamın. Apollon, koş, Defne kaç, tüketmiş adamı. Durmuş da yalvarmış babası nehir tanrısı Peneios'a, kurtarsın onu diye. Ne yapsın elde bir kızı var madem, ağaca dönüştürmüş kızını. Apollon, âşık adım tabi, "Öyle mi demiş?" "Eşim değilsen ağacım olursun." Sonra almışlar bu mevzuyu Antik Yunan'da yarışma kazanan şairlere, atletlere defne dalı takmaya başlamışlar. Olan kime olmuş? Bunu bilmeye lüzum yok. Olan olmuş.
Saçlarımdan konu nasıl oldu da mitolojiye geldi? Ben galiba saçlarımı küstürdüğüm için hayatta neyin peşi sıra gitsem, kupkuru ağaca dönüştüler. Utanmadım, bir zafer kazanmışçasına elde edemediklerimin acısını anlatarak insanlara, ağzı güzel laf yapan adama dönüşmeyi bir ödül saydım.
Oysa bütün bu sahteliklerin yerini gerçek bir defne yaprağı alsın ister, bunun için saçlarımdan özür bile dilerdim.
Yorumlar
Yorum Gönder