Ana içeriğe atla

ŞEYH BABAM XXX

 "Salihlerle beraber olun" ayetini iyi insanlarla beraber olmanın ötesinde bir muhtevaya sahip olarak anlamamın üzerinden hepi topu ne kadar zaman geçti bunu söylemeye lüzum yok. Bence lüzumlu olarak gördüğüm kısmı ve dahi ayetten anladığım ise şu anlamı da içerdiğiyle ilgili. "Yanındayken sulh üzere olduğunuz insanlarla beraber olun." Böyle de anlıyorum bu ayeti, detaylarını vermek gerekirse şöyle de;

"Sizi sizden alıkoymayan, sizi germeyen, söyleyeceğiniz laflarınızı peşin bir hesapçılıkla anlamayan, sözlerinizin ardında ve altında başka bir niyet aramayan, ruhunuzu soğurmayan, mutluluğunuza engel olmayan, her haltı aşmış ve bilge rolleriyle sürekli akıl vermek üzere beklemeyen, dinlemeyi bilen, anlamaya meyilli, hisseden ve sizi dinledikten sonra yükünüzü hafifletme cehdi içinde olan, gamınızı gam sevincinizi sevinç bilen, ahiretiniz için en az sizin kadar titreyen, göz yaşlarınızı emanet bilen, bekârlığınızı bekârlık, gençliğinizi gençlik, yoksulluğunuzu yoksulluk, zorunuzu zor, alimliğinizi alimlik, salihliğinizi salihlik bilen insanlarla beraber olun."

Şeyh Babam'ın yanındayken hemen bütün bunları uhdesinde barındıran birisiyle yan yana olduğum hissiyle dolup taşardım. Zaman zaman bu saydığım unsurlara uymamışlığı da yok değil elbet. Benim Şeyh Babam benden fazla günahkârdı. Ben, o, pürü pâk bir fani olduğu için dizinin dibine oturmadım. Benden daha fazla tevbe etmeye takati olduğu için hep yanınca durmaya ve birlik nefes alıp birlik nefes vermeye gayret ettim.

Max Richter'in "And Some Will Fall" bestesini dinlediğimiz bir sırada ona dönüp, 

"and some will fall." dedim kaygıyla.

"Salihler o günler için gerek." dedi.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...