VII.
“Şairliğim on iki
yaşımda başladı.
Bahanesi tuhaftır:
Annem hastahanedeydi.
Ziyaretine gitmiştim… Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, kaplı, küçük ve eski
bir defter… Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde… Haberi
veren annem, bir ân gözlerimin içini tarayıp:
- Senin dedi: şair
olmanı ne kadar isterdim!
Annemin dileği bana,
içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü.
Varlık hikmetimin ta kendisi… Gözlerim, hastahane odasının penceresinde,
savrulan kar ve uluyan rüzgâra karşı, içimden kararımı verdim:
- Şair olacağım!
Ve oldum.”[1]
Necip Fazıl Kısakürek’in Türk edebiyatında kendisine en mümtaz yeri tahsis
eden eseri Çile’nin başına koymuş olduğu bu anı, büyük bir şairin kendi
ruh ve mâna iklimindeki şiir yazma istidadını tetikleyen bir hadise olmak
bakımından son derece mühim. Nasıl yazdığınızı bilmeden, niçin yazdığınızın
cevabını biliyorsunuz. Nasılına dair cevabınız da ancak bu niçinin size açtığı
imkân dahilinde mümkün.
On iki yaşında bu kararı veren o küçük çocuk, Sultanu’ş Şuara olarak
edebiyat dünyasının önemli isimlerince kabul görecek ve yazdığı şiirde
kullanmış olduğu ince his, hassas fikir, mücerret konuları en müşahhas kisveye
büründürücü bir kimlikle karşımıza çıkacaktır.
Yaza yaza çocukluğunda kendisine verdiği o sözü tutar şair.
“Ve oldum.” diyecek kadar da o sözü
ne nispette yerine getirdiğinin farkında olarak…
Yorumlar
Yorum Gönder