Ben cenkte cidal ederken geldiğim yerde her şey yerli yerince duracaktı.
Yaş aldığımı, zamanla herkesi biraz biraz unuttuğumu, dolapta bıraktığım elbiseleri albenili olarak bulamayacağımı, annemin saçlarının ağardığını, cenkte yanımda olan insanların gözünde bir hiç mesabesinde olduğumu aklımın ucundan bile geçirmedim.
Öyle saydım ki, ben tüfenk tutuşturulan ellerimle göğe de dua etmeyi unutmadıkça umduğum her şeye nail olmak saadeti beni mutmain kılmaya yetecekti.
Ayağıma es kaza geçirdiğim çarıklarımın tabanımı çakıldan taştan biraz olsun koruyacağı vehmiyle geri dönerken hiçbir şeyi bıraktığım gibi bulmamanın ızdırabını çekiyorum.
Sırf bu sebeple bana sorulan "nasılsın?" sorusuna hiçbir zaman cevap vermedim.
Ve yine bu sebeple Batuhan, Ebubekir ya da Mânsûr her kim oldumsa girdiğim bütün harplerden küskün döndüğüm günler çetelesini yırtıp atarak, sulhe dönüyorum. Sulhe yani hiç bilmediğim bir yere ve fakat en çok bildiklerimle.
Yorumlar
Yorum Gönder