Ana içeriğe atla

Nuh'un Gerisi

Derme çatma bir ev yap diyorsun şimdi Nuh.

Nefesim alnımda bir damar olup fikrediyor.

Kapısız evler yapıyorum kalmaya.

Gören duyan arsız bir ev sahibiyim sanıyor.


Kırık dökük nakışlardan ör çatısını diyorsun şimdi Nuh.

Oysa yazdığım hiçbir şiir okunmuyor.

Geçen bir trenin camından yansıdığım kadarım.

Gözlerim bir bilekte saat kadar iz bırakmıyor.


Hayır sana haşa nasıl yalancı derim Nuh?

Baksana bir deniz saçlarımdan damlıyor.

Yalnız duramam bu evde,

camları, nasıl desem, bana bir ters bakıyor.


Bunun seninle bir ilgisi yok Nuh.

İnsan en zor kendi yüreğine konuyor.

Biz konanlar konamayanlara bir küfr gibi söyleyince

aynı kökten gelen iki kelimeden biri yörük oluyor.


Bu evden çıkınca Nuh,

beni belki al kuşlar serper göğe,

insan bir gagalık yerde olsa huzur istiyor.

Beni belki Nuh sen, beni Allah, beni gök, beni yer Nuh, beni saatin geç vakti anlar.


Bak Nuh!

uyku bir iyi geceler öpücü-- gözlerime ğü.

şanslı bir evlilik yapmamış bütün iki yüzlü tanıdıklarımın (l)imanı.

annem tekstil işçisi Nuh. Makineci, overlok reşme kompleci.

burnundan peçeteler dolusu iplik çıktığını bilirim.

Ciğerlerinde kaç elbiselik kumaş var annemin Nuh?

Bindiğim gemide bunu nereden öğrenebilirim?

Bir telefon kulübesi şart bu gemiye Nuh.

Sevdiğim insanlardan kapalı havalarda haber almakta zorlanıyorum.

E sen yık dedin yaptığın evi. Önce ör sonra yık gidelim dedin.

Sular dedin yükseliyor. Oğlum dedin binmiyor gemiye dedin. Sen gel bari dedin.

Geldim sular bak işte yakamın na şurasından damlıyor.

Damlamıyor mu ey her çiftten bir aile, her oyuktan çifter çifter akan böcekler,

güvertede kendine yamyassı bir yer bulmanın keyfiyle göğü temaşa eden filler siz söyleyin.

Rahatınız yerinde Kur'anda adınıza bir sûre var. Benim yok. İnsan sûresi var bildiğim bir Nuh,

okumadığım ama bildiğim, okuduysam da hatırlamadığım.

Sana annemden bahsetmiş miydim Nuh?

Annem tekstilde çalışıyor. Gemiye bir çift de annem alalım Nuh.

Varacağımız yeri en çok o hak ediyor.

Sular çekilince yolları annemin topuk izlerinde yer bırakan adımlarca yapalım Nuh.

Bütün toprak parçası o kadar olsun. Makineye her adım atışı tıkkıdı tıkkıdı ses çıkarıyor.

Bizim adımlarımız sessiz olsun. Bir de Nuh, İsrailoğulları meselesi var.

Biliyorum artık Yâkupla bir ilgileri yok. Yusufa hâlâ Yosef diyorlar.

Ben Yusufa hâlâ Yosef diyen adamla oturup da bir câri açık meselesini

Neyse Nuh, almasak gemiye, tamam boğulsunlar demiyorum, !zalimlerine! bir bot gibi ne bileyim,

filmini çekecekleri bir şey versek. 

(Hiçbir ödüllü filmlerinde bir Filistinli ölmüyor.)


Yol üstünden Ebu Zeride alalım bak, bildiğim kadarıyla çölde yaşıyor.

Kimi bulursak alalım Nuh, nasıl olsa gemi boş gidiyor.

Araba nasıl olsa boş gidiyor diye arka koltukta yer verilen insanların köy ziyaretleri

besleme bir yolcuyken vardıkları yerde gönül rahatlığıyla hasret gidermeleri

ne bileyim burs parasıdır diye yalnız hayra para harcayan çocukları gördükçe içimi sızlatıyor.

Otostopçular için de bir şeyler yapmalı Nuh, beden satan kadınlar için de. Vakıflar bu kadınlar için para toplamıyor.

Her şeyden ikişer çift.

Tartıda hile yapanlar, Allah'tan yüz çevirenler, komşusu açken tokmağı da yiyenler, deyyuslar, kravatlı deyyuslar, kralcı deyyuslar, kıkırdaksız deyyuslar, bir de Amerikan başkanları binmesin Nuh. Gemide savaş çıkarmak isteyen bütün işgalciler, bir türküyle vurulsun. Aşıklık geleneğini devam ettirelim.

(Bu sırada Nuh'la oğlunun arasına bir dalganın girdiği görüldü. Üzgündü Allah'a oğlu için yakardı. Artık oğlu olmadığını öğrendi. Bir şey demeye dilim varmadı.)








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...