Ana içeriğe atla

Nefes

*Bir sağ kulak çınlaması. Şu sıralar çokça oluyor.

*Hep aynı insanlar. Hep aynı midemi bulandıran küçük dertleri.

*Anlaşılmadan ölürüm diye bir korkum yok. Hem niye anlasın insanlar birbirlerini?

*Adını anmaya değmez bir yazar, büyük teklifler adı altında üç şey sıralıyor. Sonuncusu merhametli olmak... Öğütlediği şey bu! Sanki o ana kadar kimse kimseye bu tavsiyede bulunmamış da beypaşam söylediği için bir anda herkes merhametin asil ve cömert fedaileri olacakmış gibi...

*Bir gün kimsenin yan bakışına maruz kalmadan, senden hiç beklemezdim zılgıtlarını yemekten korkmadan Hakan Günday romanlarındaki karakterler gibi küfretmek istiyorum. Evet tam olarak istediğimden emin olduğum şeylerden biri budur. 

*Bir şezlongun sırtımı sızlattığı ve benim üstünde sızmak zorunda kaldığım gün, tattığım o duygu her ne idiyse hayat boyu bırakmadı yakamı. Sırtım hep sızlıyor.

*Süslü laflar yazıp insanları oyalamak, duygularıyla oynamak kolay. Ne edebiyat ne de sanat bu. Düpedüz dolandırıcılık. 

*Samsun diye bir şehir. Arkadaş kimliğinde birkaç tanış. Bozuk paralarımın şıkırdadığı bir kitap poşeti. Bir şişe su. Ne Üsküp Yahya Kemal'in çocukluğundaki Üsküp'tür bugün. Ne de ben dünkü benim.

*Necip Fazıl'ın Sabır Taşı diye bir piyesi vardı. Nihayetinde genç kızın uğradığı iftiralara taş dayanamaz ve çatlardı. Taş bile çatlamasın diye kendimi un ufak ediyorum.

*Kaldığım yerin tavanında bir parça pislik var. Sanırım vakti zamanında bir sinek ölmüş.

*İnsan doğru zamanda doğru yerde doğru insanlarla değilse bütün kabiliyetleriyle beraber ziyan olmaya mahkum.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...