Ana içeriğe atla

Yol bitti diye niye bitsin yolculuk?

İlk düşüşün değil bu Mansûr.

Kalbinin ilk kez un ufak edilişi değil.

Canının bilmem kaçıncı yanışı, gözünün bilmem kaçıncı akışı değil.

İnsan acısından küçük. İnsan, çığlığından kısık, insan gözyaşından susuz, insan gülüşünden mutsuz...

ve insan Mansûr, buldum dediği her şeyi kaybetmekle meşhur.

Umduklarına nail olamamakla. Bildiklerinden emin olamamakla, bütününe kapıldığı şeylere yarım olamamakla, bir şarkıya söz olamamakla, bir nefese hava olamamakla, bir ruha beden olamamakla meşhur.

Kayıp gezginlerin uğrak şehri olmakla meşhur insan.

Çoğu zaman kendini yitirdiği çöllere kum olamamakla.

İnsan bir olamamaklar türküsü.

Kapanmayan yaralar ansiklopedisi.

Onarılmayan bozuklar destesi. 

Karaya yas tutmaktan denize yelken açamayanların toplamı.

Düne ağlamaktan bugüne gülemeyen, kuşların gagasına sakladığı yarınlar kadar korkak.

Kalmanın sancısındansa, gitmenin şifasına kapılan, arafta bir hüzünlenip bir neşelenen hasta.

Çünkü Mansûr, insan dediğin, bütün köşeleri tutulmuş bir dünyada arada kalmaktan başka gidecek yeri olmayan, zaman sarkacının kendisine gelince çalması hasretiyle gözü açık gidecek olan bekleme anıtı.

Yapışmayan kırıklar numunesi...

Titrek bir ses tut kendine Mansûr!

Gevezelikten belli ki tükenmektesin. 

Bulduğun bütün huzurlara şükretmenin bir yolunu bul!

Attığın bütün adımların ayaklarınla barışık olup olmadığına biraz olsun kulak ver.

"Yol bitti diye niye bitsin yolculuk?"

Bu soruya da bir cevap.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...