Tam iki resmin arasında hayatBir gülümseyiştir almış başını gidiyorKısa saçlı çocuğun gözleri siyahSandaletleri burdayım diyor
Kareli hırkasıyla onu hayatLüks bir düğüne davet ediyorPancar renkli yalın ayakKoşa koşa icabet ediyor
Bilmiyor renk nedirSon on gün Bach’ın gözündekiBedir diyor bedir bedirHalis kulluk bunu gerektirir
Saçlarıyla kurulamışlar ayaklarınıYollara onun temiz tırnaklarını değdirmemişlerDökmemişler kuyuya hiçbir artıkDibine baktıkça köle nedirBir daha düşünmüşler
Artık ata sarılıp ağlamak faslı bittiAnne aptalım demiyor çocuklarBir balık oltaya müminken bakmayıpMünkire reva görülen süs balıklarınaTav olmuyor çocuklarAğ delik, olta bozukAğız tadı nedir bilmiyor çocuklar
Paçaları sıvalıDemek yol yürümüşlerBahçeye sırtı dönükBir bir dizilmişlerDemek hasat vaktidirElini beline götürürkenGözleri gülen çocukŞimdi neyi ekecek
Çorabı var, çorabı yokPantolonu yamalıBakın bahar! diyecekEski resimlerdekiBakın rüzgâr! diyecekEsen rüzgâr ne ki?Hayatın kendisi bir rüzgârdırÇocuk, esip geçecekBakın çocuk! diyecekHiç nota bilmeyenlerÜnlenecek ünlemleİşte bu üç kelimeBahar rüzgâr ve çocukBahar rüzgâr ve çocukBahar rüzgâr ve çocukDöndüm sağıma döndüm solumaMelekler şâhit olsunBahar rüzgâr ve çocuk
İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk. "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....
Yorumlar
Yorum Gönder