Oku.
Dum ve kaçtı uykum
Düşün.
Düm ve düştüm düşünülesi düşlere.
Konuş
Tum ve koştum hakikatin göğsüne
Sonra
Sus
Tum.
Sözlerimi sana sakladım
Seni hayatla barıştırmaya
adadım kelimelerimi
Kan değmemiş teline saçlarının
bukleler örsün annen diye bu tokaları sana aldım.
Saati, geleceğimiz vakti bekle
unu, ekmeğini yuğur
ateşi,günahlarını da çer çöple birlik yak
aynayı kendini unutma diye sana aldım.
Ölü toprağı serp üzerime, yaşamadığımı anlamalıyım
Ötelerden nefes üfür yüreğime ve bil!
Peşinen kabulümdür.
Bırak Eskimoların üşümeyişini giyeyim üzerime
birilerinin sahte tanrılarını döğerek yumruklarımla
kırarak prangalarını köleleştirilmiş zihinlerin
Beton kalıpların döküldüğü hissiz suratlara
her baktığım da
Parayı bilmem kaçıncı tanrı ilan eden zavallılarca
Bilmezdim köpeklere taslarla konan aş
Neden fazla görülürdü insana, kokanalar sokağında
İnan,savaş,öl.
İnanmak? Doğmaktır.
Savaşmak? Bi zâtihi yaşamak.
Raflarda dizili kitaplar en çok bunu anlattı gözlerime
İşte bir emzikli daha düşmüş yollara
Bilmem kaçıncı hamurla çıkan gaste kağıtlarında
Yazmayacak hikâyesi hiçbir zaman
Firavun’u alt eden sinek
Bilmem hala hayatta mı
Kemikleri harca karılan pirametleri
Hala ayakta kölelerin
Dibine damdan damlayan damlaların
Adını okuyamadığım mezar taşına
konan naaşıyla
sevap gider mi
dedemin kuşluk kabına biriken sulara
gözyaşlarım karışınca
Yorumlar
Yorum Gönder