Ana içeriğe atla

Boğulmadım ama gemiye de alınmadım.


 Rivâyet oldur ki; Nuh Nebî vaktinde kendisine iman eden yaşlı bir kadın vardı. Nuh'a: "Gemiyi bitirdiğinde bana haber vermeyi unutma!" diyen bir ihtiyar... Rivayet bu ya, unutur Nuh Nebî kadına söylemeyi ve kopar tufan... Her yer sular altında... Sular durulduğu vakit yaşlı kadın tekrar gelir Nuh Nebî'ye: "Gemiyi bitirdiğinde bana haber vermeyi unutma!" deyince, Allah'ın Nebî'si şaşırır. Tufan kopmuş ve kadına hiçbir şey olmamıştır. Olan biteni duyan ihtiyar: "Geçen ineğimin ayağı biraz çamurlanmıştı, demek ondanmış." yanıtını verir.





 Tufandan sonrada hayatta kalmak. İman böyle bir şey demek. Bir damla su alnına değse, eriyip gidenlerin üstlenecekleri, göğüsleyebilecekleri yük değil. Dağın, taşın kaldıramadığı yük. İman tahtası deniliyor Anadolu'da göğse, tevekkeli değil. Tahtanın kaderi hep bir yükü taşımak. Sandalye olur, masa olur, kalem olur, kâğıt olur... Kâğıt, kalem en ağır yükü üstlenirler ya! bakma sen, göze değer, dişe dokunur sayılmaz garipler. Kim bilebilir onlardan başka, bir hissin ederi nedir?





 Tufandan sonra doğmuşum ben. Gözümü açtığımda dört başı mamurdu dünyanın. Bütün boş yerler kapılmıştı. Bütün aşklar yaşanmış, gök kubbenin altında bütün sözler söylenmişti kimine göre. Bütün yerler kapılmıştı, bu yüzden ayakta kaldım. Bütün aşklar yaşanmıştı, bir yâr sevmeye vaktim bile olmadı. Eh madem bütün sözler söylenmişti, sükut etmekten başka bir çarem var mıydı?





 Tufan koptuğunda unutulmuşum ben. Sular, kim varsa Hakk'a boyun eğmeyen,nefes aldırmamış onlara. Bir ben kalmışım içlerinde, demek mahfuz tutulmuş bedenim. Demek iman tahtamda bir yük, suyun üstünde tutmuş beni. Demek yüküme yük olmuşum. Bak, tufan kopmuş, bir ben kurtulmuşum.





 Tufan koptuğunda gemideydim ben. Her cinsten iki tane. Bir dişi, bir erkek. Suların boğduğu nice ses duydum. Nice çığlığa bana mısın demedi kulağım. Gaddarlığımdan mı? Hayır. Dokuz yüz elli sene kulak kabarttım Nuh'a.





 Tufan koptuğunda, dağların tepesine çıkarım diyen oğlu da boğuldu. Binmedi gemiye. Demek diyorum şimdi kendime, dokuz yüz elli sene, dinlediğim her sözle, gemime bir çivi de ben çakmışım.





"-Yazık, bir tahta parçası benim gemim." dedi içlerinden biri. Demek dedim, kurtulmak da yetmiyor insana. Ayakları suya hiç değmesin istiyor. Hakkı mıdır? Elbet. Dokuz yüz elli sene yol yürümüşler Nuh'la.





 Dayanamadı içlerinden biri. Nuh'un emeği nedir hiç düşünmedi. Gemiden bir parça söküp attı, boğulduğunu gördüğü kocasına. Tuttu kocası tahtayı, hem de nasıl sıkı sıkı. Belki eşine öyle sarılmadı hayatı boyunca. O da karıştı gitti sulara. Demek dedim. Demek, bizi suyun üstünde tutan tahta değil.





 Tufan kopmuş, benim haberim yok. Biraz su yutmuşum. Demek dedim. Demek, içimde hala bir nebze küfür saklı kalmış. Bu su ondan arındıracak beni. Yuttuğum ne kadar su varsa hepsini kusmuşum. Ayıldığımda söylediler bana. Bir ben miydim? Hayır. Kum yutan, buz yutan, köz yutan, toprak yutan, daha kimler kimler vardı.





 Tufan kopmuş. Bunu geminin karaya oturmasından anlıyorum.





Gemisizim Nuh. Ayağımda yalnız biraz çamur kalmış.
Demek diyorum. Demek, gemide bana yer yoktu.
Boğulmadım ama gemiye de alınmadım.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...