III.
Yazı bazen insanın içinde biriktirdiği keşkelerin, suçların, pişmanlık dolu günlerin,
yarınlara duyulan özlemin bir dışavurumu olarak karşımıza çıkar. An gelir ve
insan bütün bir insanlıktan af dilemek için, kendisini yargılamak için,
yaşadıklarından duyduğu pişmanlığı dile getirmek için yapıp ettiklerini itiraf
eder. Bir insan ne olur da yasaca suç, toplumca ayıp, dince günah kabul edilen
şeyleri yaptığını itiraf eder? Üzerinde dikkatle düşünülmeye değer bir konudur.
Şimdiye kadar
bir benzeri hiç görülmemiş ve hiç kimsenin gerçekleştirmeyi aklının ucundan
dahi geçiremeyeceği bir girişimde bulunarak, bir insanı yaradılışındaki tüm
çıplaklığıyla insanlara göstermek istiyorum. Kendimi anlatacağım sizlere.[1]
Bu
cümleler Fransız Devrimi’nin akıl hocalarından biri olarak kabul edilen Jean
Jacques Rousseau’nun İtiraflar I isimli eserinin giriş cümleleri.
Rousseau daha önce kimsenin yeltenmediği bir işe girişir. Hayatında yaşamış
olduğu gizli-saklı olayları insanlara anlatmaya karar verir. Rousseau’nun bu
yaptığı şüphesiz bir tür katharsis olarak da görülebilir. Adeta insanlar onun
neler yaşadığını bilsin ve bin bir badire atlattığı hayatına değer versinler
istiyor Rousseau.
Çünkü ben kalbimin
sesine kulak veriyor, ayrıca insanları çok iyi tanıyorum. Herkes gibi
yaratılmamışım ben. Öteki insanların hiçbirine benzemediğimi çekinmeden
söyleyebilirim. Onlardan daha üstün olmayabilirim. Fakat hiç değilse farklıyım
onlardan. Tabiat, beni içine döktüğü bu kalıbı kırarak iyi mi, yoksa kötü mü
etti bilmiyorum. Ancak yazdıklarım okunduktan sonra bu konuda bir hüküm
verilebilir.[2]
Üstelik bu
ifadelerinden de anlaşılacağı üzere hayatı hakkında insanlar bir “hüküm”
versinler istiyor. Demek insanın kendini affetmesi veya cezalandırması
yetmiyor. Dış bir sesin, başka bir gözün, farklı bir bakış açısının olup
bitenler hakkında bir izahta bulunmasını istiyor insan. Göz kendini göremez
kavlinin mucibince. Çünkü insan masum olduğunu bilmekten çok masum olduğu
bilinsin ister. En çok da kendisini yaratanın hükmüne ihtiyacı vardır. Masum
olduğuna asıl ikna etmek istediğinin… Belki de bu yüzden Rousseau şu cümleleri
kurmuştur:
Kıyamet
borusu ne zaman çalarsa çalsın fark etmez. Ben elimde bu kitapla Yüce Yargıç’ın
huzuruna çıkacak ve yüksek sesle şöyle diyeceğim: “İşte yaptıklarım, işte
düşündüklerim ve işte ne olduğum. Bu kitapta ben, yaptığım iyilikleri ve
kötülükleri olduğu gibi, açık açık söyledim. Yaptığım bir tane kötülüğü bile
gizlemediğim gibi, yapmadığım bir iyiliği de söylemedim.[3]
Yorumlar
Yorum Gönder