Ana içeriğe atla

Kaçış Mektupları 2.

 Bir haymatlos olduğumu dün Ümmühan Ablamdan öğrendim. Tevfik Fikret gibi vatanım rûy-ı zemin milletim nev-i beşer herzesine kulak kabartacak kadar haymatlos gibi hissediyor muyum? Ne bileyim ben!

İnsanın korka korka atamadığı adımları yüzünden gün gelip de yürümek zorunda olduğu koca bir yolu olduğunu fark etmesiyle beraber kendisini oturmaya adadığını gerek kendi nefsimde gerek etrafımdaki insanlarda çok müşahede ettim. Yağan bütün kara, bütün kurşuna rağmen olduğu yerden ayrılma iradesi gösteremeyen siperdeki bir asker gibiyim. Atacak tek kurşunum yok yiyecek zibilyon kurşun var ve benim çakılı kaldığım yerden ayrılmaya dair herhangi bir eyleme geçme takatimin olmayışı Oblamovluk'una teslim olmamışım da ellerim kollarım bağlı bir biçimde bu hâle teslim edilmişim gibi hissediyorum.

Dünyanın hemen her bir yanından yazıp çizen insanların yazıp çizdiklerini okudukça Allah'ın, insana beyanı öğrettiğini söylediği ayeti tefekkür etmemek mümkün mü? Her biri dünyayı bir paçasından tutup da üzerine giymeye bir libas takınmanın derdinde. Bir de çıplak kalanlar var. Yaşıyor olduğunu ifade edemeyenler.

Yazdığım bütün yazılara sinen bir arafta insan ruh hâli olduğunu bilmiyor değilim. Ama başka türlü nasıl olurunu bilmiyorum. Şu çatılardaki çanak antenlerin bile yönünü daima döndükleri bir frekans kıblesi var. İnsan, yüzünü döndüğü hissin yaşayanı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...