Ana içeriğe atla

Kaçış Mektupları 3.

Bir sevgi dilencisi olduğumun farkına senelerce düşünüp de varmış değilim. Kendi olmak kitabımı okurken dinlediğim konferanslardan birinde ilgi ağıma takılan mevzulardan birisi bir sevgi dilencisi olup olmadığımdı. İçine düştüğüm acınası hâllerim olmadı diyemem. Bütün bir dünya sevse beni, bilmem kaç milyon hediye alsalar, her istediğim olsa, herkesin beni sevmesinden, her istediğim hediyeye kavuşmamdan ve her istediğimin olmasından müthiş bir rahatsızlık duyarım. Gidip sığınacak bir acı bulmam gerektiğini hissederim hemen. Ağlayacağım bir kuytu aramakla geçer ömrüm. Bütün dünya yıkılsa ve bir ben kalsam ne değişir hayatımda? Mevcut hâlimde bütün dünya ayakta ve bir ben yıkıldığıma göre değişen çok da bir şey olmaz.
Yerimin kafirlerin, nezaketsizlerin, hissizlerin, zalimlerin, fasıkların, facirlerin yanı olmadığını bileli çok uzun zaman oldu. Gel gör ki yerimi yanları kılmaya azm ü cehd ettiğim nice âlimlerin, sâlihlerin, nâziklerin, fâzılların en ufak bir hatalarında okyanuslar geçerim diye yaptığım gemilerim bir damlayla batıp gitti sulara. Güvendiğim dağlara kar yağdı mı? Dağlar ya sığınılmak ya geçilmek içindir diye üniversite yıllarımda hocalarımdan birinin ettiği sözü unutmuyorum. Ne sığınacak ne geçilecek bir yer olarak bakmadım dağlara, gözüm hiç dağlardan yana olmadı. Hep mi hep alçaklarda bir yerlerde yürümenin beni sağ salim vardıracağı bir yol olduğuna dair ümidim son zamanlarım hariç çok da yıkılmadı.
Otuzuma henüz yeni yetme günlerde vardığım hayatımın bu demlerinde bir otuz daha görmek isteyip istemememin bağlı olduğu bir takım beklentilerin zihnimi allak bullak ettiğini yazmayacaksam eğer niçin başladım bunca cümleyi bir çırpıda dökmeye? 
Kurduğum bütün cümlelerimin havada kalması yalnız dinleyen birilerinin olmamasıyla ilgili değil şüphesiz. Duymak istenilen cümleleri kurduğum hiçbir meclis yok ki onaylanmış olmamayayım. Eh burası iyi hoş da masada birilerinin gönül eğlendirici tellalı olmak gibi adice bir rolü üstlenmeyi niçin tercih edeyim?
Kendimi başkalarının ayakkabılarında hissetmekten, adım atmayı unuttum. Al sana benim bitmek bilmez kederim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...