Ana içeriğe atla

GEMİ YAPMA DERSLERİ


DERS 1





Anlattı. Elinde meşaleyle, elinde asayla, elinde sayfalarla, elinde dünle, elinde bugünle, elinde yarınla, bildiği ne varsa anlattı. Bana mısın? demedi hiçbiri. Dayanamadı bir gün. Dilin yorulacağını, kalbin yorulacağını, umudun yorulacağını ilk onda gördüm. Sabır son kuruşuna kadar nasıl harcanırmış, ondan öğrendim.









Her ne zaman bir araya gelseler, sözü dönüp dolaşıp ona getirdiler, onunla başlayıp onunla bitirdiler bütün inkârlarını. Ekinlerini ona inat ektiler, evlerini ona inat daha kavi bir hale getirdiler, ona inat evlendirdiler çocuklarını, kök salmaya ona inat devam ettiler.





Saçlarını günaha yayarak yıkadılar. Hamurlarını kibirle yoğurarak pişirdiler. Giysilerini hak yiyerek diktiler, hiçbiri yağan karın rengini merak etmedi. Üşümekle yetindiler.





Ateşi yakmayı iyi bilirlerdi. Evlerin çatısına çıkmak için uzunca, bol basamaklı merdivenler yapmayı da. Saçlarını karanlığa doğru tararlardı. Benleri yoktu yüzlerinde, sütü hep dökerek içerlerdi. Ateş neden yakar damarlarımı, dirseklerim neden alışkın değil yalnızlığa, komşumun üzgün bakışlarına bir çare bulabilir miyim acaba diye hiç sormadılar. Güneşe ayak uzattılar. Aya bakıp gecelerini gündüz ettiler. Sis görünce bulutlar yere inmiş diye sevinen çocukların yanaklarını kızartmakta bir hayli maharetliydi elleri.





İşte bunlar ve daha niceleri, gerekli kıldı bir gemiyi.





Hangi ağaç uygundu kesmek için, hangisinin canı hemen hiç yanmaz balta değince gövdesine, hangisi kessek bile yaşamaya devam eder, hep ondan öğrendim.














Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...