Arasında gezindim umutsuz yarınların
kokmasın diye dökülen tuz da kokmuştu
karda diz çökenlerin, çarmıha gerilenlerin
bilenlerin, nedir karanlıkta yürüyüşü semiz atların
suda mumların, toprakta merdivenlerin
ateşte gülüşlerin yanmasının sebebini
aradım
anladım, kalabalık dediğin yalnız
suskun küfrüdür gözaltı torbalarının
anladım, yalnızlık dediğin
cama okunan kırgın yürüyüşlerden ibaret
çıkardım kulağımı, sipere bir sigara da ben attım.
Binbir renk arattım, kanunlar çıkarttım
men-i müskirat olanından
yirmi altıma merdiven dayadım basamaksız
elimde mum gezdirdim, rüzgara söz ısmarladım
saçlarımı dağıttım çaresiz gözlere
oturdum iskemleye bir de güneş koparttım
soldu gitti saçlarım, uçmak nedir bilmeden.
yaktılar bütün bütün evlerimi
ve göğüsleri sırra kadem bastı
tahta bir kayıktandı bıyıkları
aşka saygı nedir ancak avuç içleri bildi
memnundu kadınlar yanaklarından
en çok da gücüme bu gitti.
oturdum bir iskemleye
bir ırmak da ben aktım
yürüdüm bıçkın nehirlerin göbek deliğine
bir bakışa feda ettim alnımı
bir dizeyle küs yattım
işte böyle sevdim notaları
kör oldum son on gün
gözlerimi de ben açtım
ve öldüm bir daha
bakış nedir bilmeden.
beni bu kez dökülen iki kirpiğe gömdüler
kızaran iki tel saça belki
tahta bir ayakkabı yonttum sevdiğime
yol nedir hiç bilmeden
attım adımlarımı nankör değirmenlere
bir de türkü tutturdum
en hisli olanından.
sonra döndüm de yandım
nedir karanlığın koynuna aldığı aydınlık
nedir boynuma dolanan bu el
nedir sevmek dediğin
ardına düşülen bir avuç
hayınlıktan başka.
Yorumlar
Yorum Gönder