Ders 2
Gördüğüm en eski ayakkabılar onundu. Tek tek aşındırdı bütün yolları. Nasıl vakur yürünür haklı bir yenilgiye ondan öğrendim. Konuşmaya gittiği her kim olursa olsun, ayakları bir kez olsun sürçmedi. Gölgesi bir kez olsun düşmedi yere, ne ben ne bir başkası o yürürken yetişemezdik ardından. O yürürken ardınca sallanırdı gözlerim, yine de dönüşünden başka hiçbir yürüyüşünü göremedim. O dönünceye kadar merakla beklerdim.
Son dönüşünde elinde bir balta, küçük demir çubuklar, ince uzun odunlar yanımda birden belirdi. Baktım. Baktı. Gemi dedi. Anladım. Gitti. Anladım göğün içli içli ağlayacağını, anladım pencerelerin kapanacağını, anladım avucumda biriktirdiğim suyun artık ele avuca sığmayacağını, artık bir su birikintisinde kendimi seyredemeyeceğimi anladım. Yine de gittim ardından.
En kurak yeri seçti gemiyi yapmak için. En olmaz parçaları getirdi bir araya, ayaklarıyla onulmaz yaralarına rağmen sıkı sıkı bastı toprağa, gelip geçenlere hiç kulak asmadı. Dediklerini biraz olsun düşündüm, diye birisi çıka gelse, elinden baltayı hemen bırakacak, bir araya getirdiği ne kadar ağaç parçası varsa yakıp kül edecekti, bunu biliyordum. Tan vakti, gün ortasında, karanlıkta, hışırtıyla olsun bir ses duymayı bekledi. Nefesi kadar ince olsun duyacağı bir ses. O da olmadı. Bir gün onu ayakkabılarını yakarken gördüm. Yalın ayak basacaktı artık yere. Ne uzun ne kısa bir yola, artık çıkılmayacağını,toprağa pek yakında basmamıza gerek kalmayacağını anladım. Bir avuç toprak aldım elime. Gözlerinin içine baktım. Geri bıraktım. Bir avuç toprak aldı eline. Gelip avucumun içine bıraktı. Sımsıkı tuttum elimde. Yanıma bu bir avuç toprağı da alacaktım.
Yorumlar
Yorum Gönder