Bir ayı geçti. Samsunda'yım.
Camide uyumaya ve ders çalışmaya devam. Yüksek lisans savunmasını hangi gün yapacağımı bugün toplanan kurul belirleyecek.
John Steinbeck, Cennet'in Doğusu... Şu sıralar okuduğum kitap. The Fountain, uzun bir aradan sonra izlediğim en iyi film.
İnsanın düşünmeye çok fazla vaktinin olması zannedildiği kadar iyi mi? Belki, bazen. Halkın arasına karışamamak... işte bütün nimet ve alabildiğine azametli bir şekilde omuzlarıma binen külfet.
Edebiyatın insana sağladığı şey daha fazla hissetmek hepsi bu kadar. Hoş geriye de başka pek bir şey kalmıyor. Edebiyat nedir diye sorulsa, "insan olmak sanatı der" ve şöyle devam ederdim: "insanın insanlığı insandan öğrendiği başı ve sonu olmayan bir terbiye sistemi."
Ömür'ün ve annemin adıyla kaleme aldığım hikâyenin resim çalışmalarını görüyorum ara ara, hikâyenin bitmiş hâli kafamın içinde bir yerlerde. Hâlâ bitirmedim.
Ne yapmam gerektiğine ilişkin en ufak bir fikrim yok. Düzenli bir iş, şimdilik tek çıkar yolum bu.
Büyük insanların anılarını okurken merakla satır aralarına sakladıkları sırları bulmayı severdim. Rousseau'nun, Tanpınar'ın, Van Gogh'un... Okunacak kadar değer kazanacak mı yazdıklarım? Atay, Tutunamayanlar'ın ikinci baskısını görmedi. Neyse Arap öldükten sonra pilavı göğsüne dök demişler. Düşünen, üreten herkesin kaderi aynı. Öldürülmek, yaşarken ölmek... Ölmek için yaşar bir yazar. Yaşamak için ölmek, eskilerin işi.
Olduğum kişiden memnun değilim. Memnun olacağım bir kişi olmak ister miyim? Bunu da bilmiyorum.
5.01.2022.
Yorumlar
Yorum Gönder