Nihayet insan, kendi kadar yer tutuyor hayatta.
Çıkılmaz kuyulara en Yusuf gözlerini bıraktın Mansûr. Hayat denen aşa kattığın tat neydi bildin.
Yağmurlu bir gün, ıslak yere serilen muşambanın üstüne satılmak için dizilen kölelerden biri değildin, olamazdın da. Satılmak bile bir lütuftu sana. Ah Mansûr anla artık sen satılmadın, atıldın...
Yalnız bir gök sunuldu sana. Bütün dünyan boynunun ağrısına dayanabildiğin müddet boyunca o kadardı. Manzaran birkaç nemli taş. Ayağının dibine atılan birkaç öteberi. Eski bir kova, içinde hayallerin unutulduğu. Bak demin ağlarken şimdi gülüyorsun. Bazı duyguların adı yok, bunu en iyi sen biliyorsun...
Salınan her bir kovaya sana ait bir şeyler bıraktın. Açlığını, tokluğunu, göz yaşını, tükrüğünü (temiz olduğunu hiçbir zaman iddia etmedin), bazen kovayla birlik çıka gelen ipe astın bütün umudunu yaslandın bütün kuvvetinle boğumlarına, kaydı gitti ellerin, geri düştün suya, boğuldun...
Öğrenmeliydin Mansûr, kitaplarda yazmayan acı hakikati; düştünse kuyuya gökyüzüne bakmak boşuna. Yerin altını kazacaksın. İnilecek daha ne kadar yolun var görünce bir kez, anlayacaksın unuttuğun nedir?
Yorumlar
Yorum Gönder