Sen hiç sahipsiz kalmadın ki Mansûr.
Şimdi bu kaybolmuşluğun inan bundan. Islanmadan kuruyanlarla aynı yere serilmedi senin yatağın hiç. Sırılsıklam oluşun, titreyişin, düşen her yağmur tanesiyle artan tedirginliğin...
Ne kara ne denizdi olduğun yer. Bazen güvenilir bir iki adaya denk geldiysen de onlar da karışıp gitti sulara. Teyemmüm alırım diye eğildiğin toprak çamura, bataklığa dönüştü. Namaz kılmamakta değil belki ama haklıydın abdest almamakta.
Sancın var Mansûr...
Bir dert sancağı gelip dikilmiş gönlüne. Sancolmuş.
Kirlenmemiş belki gönlünün etrafı gel gör ki birkaç parça kan kurumuş. Kan tutanların hiç bakmadıkları bir yer hâline gelmiş gönlün Mansûr. Kan tutamayanların uğrak yeri olmadığına sevinmişsin. İş bu ya bir kere kanatmışlar gönlünü... ne sargı, ne dikiş, ne bir melhem bulup çıkagelen olmuş. Kendi hâline bırakmamışsan da gücün de yetmemiş bir şeyleri durdurmaya.
Sana bütün dertlerini yerle yeksan edecek bir hakikat taşımıyor ellerim. O yükü omuzlayacak bir cüsse taşımıyor beni. Öyle olsun isterdim. Sana sabır dilemek isterdim, sabrı öğütlemek... Bilirsin Mansûr sabır; birbirine uzanamayan iki elin omuzlarına yük oldukları sürenin toplamı. Ötesi değil.
İsyan et desem? İnsan isyan ettiği kadar inanır desem? isyan imandan öncedir, isyan insandan öncedir desem? Bunun da sana kârı yok.
Bilirsin Mansûr bu hep böyle olmuştur.
Yorumlar
Yorum Gönder