Ana içeriğe atla

Soru-Cevap

Bir kum tanesini kıskandıracak kadar yapayalnızsın Mansûr. O kadar kalabalığın içinde ve o kadar yalnız. Kum tanelerinin nasıl her biri ayrı ayrı ve bitişmek bir kez olsun akla gelmeden duruyorsa o sarı kum yığınları arasında işte sen de tıpkı öylesin. Rüzgâra karşı koyamadığını sen de biliyorsun, rüzgâr da. Karşı koyamadığın herkesçe biliniyor Mansûr.

İşaretlerin gösterdiği yere doğru yürüdükçe; yoldan, yolculuktan ve diğer yolculardan şüpheye düşüyorsun. Adımlarından şüpheye düşüyorsun, ayaklarından... Yürümeye takatinin kalmadığını biliyorsun. Biliyorsun Mansûr, insan biraz da adımlarının esiridir. İnsan biraz da esirdir. İnsan biraz da esirliğe esirdir...

İşaretler? Yola çıkmaya talip olan herkes önce işaretlerin sahibinin esiridir Mansûr. Önce yol göstericinin. Yolun, yolculuğun, yolcunun değil, yolu işaret edenin esiridir insan.

Dönüp dolaşıp aynı yere uğruyor ayakların. Sisifos gibi. Hep aynı yeri arşınlamaktan, hep aynı yeri aşamamaktan, dünyanın bütün gam yükü gelip birikiyor usunda. Uslu duramıyorsun Mansûr. Bunca zaman yürümek için usa ihtiyaç duymadın. Bu yolun sonu nereye gider sorusunu sormamak uslu olmakla aynı anlama geldi senin için yıllarca. Yolun sonuna vardın. Elinde cevapsız onlarca soru. Cevapları yeğledin. Sorular hep lekeli birer yüz olarak göründü sana. Her şeyi hazır bulmak varken çıkıp da bulunmuş hakikatleri bir daha düşünmeye yeltenemem dedin.

Sonra soru sormayı öğrendin Mansûr. Sorduğun bütün sorularla birlikte cevaplarını bir bir terk ettin. Soruların sorguya dönüştü. Cevapların süngüye. Koşarak mağaraya döndün. Paylaşmak istedin diğer esirlerle. Prangalarını sökmeye, kelepçelerini kırmaya çalıştılar da bütün cevaplarınla birlikte öylece ortada kalakaldın.

Bir kum tanesi kadar zayıf, işaretçiye küs, ayaklarından bungun, cevaplarınla mutsuz kalakaldın Mansûr.

Ve anladın, soruların insanı yalnız, cevapların kalabalıkta tuttuğunu.

Çünkü dedin soru sormak şahsi ve muhteremdir. Oysa cevaplar halka mâl olmuş ve çoktan ihtiram görmüştür.

Sorularla bir medeniyeti kurarsın da bir medeniyeti dağılmaktan kurtaramazsın.

Sorular buza terk eder seni, soğuğa, titremeye, oysa cevaplar sıcacıktır Mansûr.

Gün sonunda aklın hâlâ karışık.

Üşümeye gücün yetmiyorsa Mansûr, başkalarının cevaplarında ısındın diye sana kimse kızmaz.

Gel gör ki sen artık cevaplarda üşüyorsun. Cevaplarında... 

Ne sorulara ne cevaplara sığamıyorsan Mansûr, sığındın diye kimse kızmaz sana.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...