Bir kum tanesini kıskandıracak kadar yapayalnızsın Mansûr. O kadar kalabalığın içinde ve o kadar yalnız. Kum tanelerinin nasıl her biri ayrı ayrı ve bitişmek bir kez olsun akla gelmeden duruyorsa o sarı kum yığınları arasında işte sen de tıpkı öylesin. Rüzgâra karşı koyamadığını sen de biliyorsun, rüzgâr da. Karşı koyamadığın herkesçe biliniyor Mansûr.
İşaretlerin gösterdiği yere doğru yürüdükçe; yoldan, yolculuktan ve diğer yolculardan şüpheye düşüyorsun. Adımlarından şüpheye düşüyorsun, ayaklarından... Yürümeye takatinin kalmadığını biliyorsun. Biliyorsun Mansûr, insan biraz da adımlarının esiridir. İnsan biraz da esirdir. İnsan biraz da esirliğe esirdir...
İşaretler? Yola çıkmaya talip olan herkes önce işaretlerin sahibinin esiridir Mansûr. Önce yol göstericinin. Yolun, yolculuğun, yolcunun değil, yolu işaret edenin esiridir insan.
Dönüp dolaşıp aynı yere uğruyor ayakların. Sisifos gibi. Hep aynı yeri arşınlamaktan, hep aynı yeri aşamamaktan, dünyanın bütün gam yükü gelip birikiyor usunda. Uslu duramıyorsun Mansûr. Bunca zaman yürümek için usa ihtiyaç duymadın. Bu yolun sonu nereye gider sorusunu sormamak uslu olmakla aynı anlama geldi senin için yıllarca. Yolun sonuna vardın. Elinde cevapsız onlarca soru. Cevapları yeğledin. Sorular hep lekeli birer yüz olarak göründü sana. Her şeyi hazır bulmak varken çıkıp da bulunmuş hakikatleri bir daha düşünmeye yeltenemem dedin.
Sonra soru sormayı öğrendin Mansûr. Sorduğun bütün sorularla birlikte cevaplarını bir bir terk ettin. Soruların sorguya dönüştü. Cevapların süngüye. Koşarak mağaraya döndün. Paylaşmak istedin diğer esirlerle. Prangalarını sökmeye, kelepçelerini kırmaya çalıştılar da bütün cevaplarınla birlikte öylece ortada kalakaldın.
Bir kum tanesi kadar zayıf, işaretçiye küs, ayaklarından bungun, cevaplarınla mutsuz kalakaldın Mansûr.
Ve anladın, soruların insanı yalnız, cevapların kalabalıkta tuttuğunu.
Çünkü dedin soru sormak şahsi ve muhteremdir. Oysa cevaplar halka mâl olmuş ve çoktan ihtiram görmüştür.
Sorularla bir medeniyeti kurarsın da bir medeniyeti dağılmaktan kurtaramazsın.
Sorular buza terk eder seni, soğuğa, titremeye, oysa cevaplar sıcacıktır Mansûr.
Gün sonunda aklın hâlâ karışık.
Üşümeye gücün yetmiyorsa Mansûr, başkalarının cevaplarında ısındın diye sana kimse kızmaz.
Gel gör ki sen artık cevaplarda üşüyorsun. Cevaplarında...
Ne sorulara ne cevaplara sığamıyorsan Mansûr, sığındın diye kimse kızmaz sana.
Yorumlar
Yorum Gönder