Başı dik olmak başka şey, dik başlılık başka şey. İnsanın işlemediği günahların ferahlığını hissederek yaşaması başı dik olmasına yararken, işlediği günahın savunusunu yapmak dik başlılık ahmaklığına delalet eder.
Başı dik olduğum için kaybettiklerimin sayısı nicedir bunu hiç hesap etmedim. Ne kadar yürüsem son durak kendim. Anladım, mânasız bu yürüme. Öyledir ne büyük dalgalardan kaçar da insan, bir kum yutar boğulur.
Ama bu sürecin bana öğrettiği bir göz dalması hakikatine vâkıf oldum ki bin esmer kızın bana âşık olmasına yeğlerim bunu.
Gözler niçin dalar? Çünkü mutluluk henüz burada olmayandır bilir insan. Bekler. Kim bilir belki, biri çıkar gelir biriktirdiğin onca sahte resmi hakiki bir sûretle yıkıverir.
Şeyhlik makamı bana yaraşır mı yaraşmaz mı bunu düşünmeye pek de vaktim olmadı. Bir anda nutuklar atan, bir sözümle aileler kuran aileler yıkan, nutka salahiyet kazanan ve fakat mantığa zerre pay bırakmayan horap şiki lop heriflerden biri olmanın meyus çilesini üstlendim.
Şeyh Babam'ı ben öldürmedim. Nursel'i de. Vakti gelen gitti.
Sevdiği birini kaybeden bilir, insan çorbaya salladığı her kaşıkta bir ölüyü de sallar. Ben her nefeste bir Nursel'i, her adımda bir Şeyh Baba'yı öldürmenin yükte de pahada da ağır diyemeyeceğim bedelini ödüyorum.
Aldatan insana diyecek bir şeyim yok. Aldanan insana da. Belki bu sebeple taraflardan biri çeker de silahını tüm cümleleri bir kurşuna bırakır. Yüksek bir gürültüye, içli bir ağıta, nefes alamaya alamaya hıçkıra hıçkıra ağlamaya... Sana altını çizeceğin devrik bir cümle bırakıyorum:
"Mevsimler hiç olmasın, annemin gözlerinden başka."
İnsana dair konuşmaya başlar başlar tıkanır kimileri. Ben böyle değilim. Bir tramvay yolculuğum esnasında neden intihar etmemeliyim soruma verdiğim cevap, söyleyecek sözlerimin olduğuna inandığımı ihtiva eden bir cümleyle nihayete ermişti.
Yorumlar
Yorum Gönder