Ana içeriğe atla

Şeyh Babam VI.

Başı dik olmak başka şey, dik başlılık başka şey. İnsanın işlemediği günahların ferahlığını hissederek yaşaması başı dik olmasına yararken, işlediği günahın savunusunu yapmak dik başlılık ahmaklığına delalet eder.
Başı dik olduğum için kaybettiklerimin sayısı nicedir bunu hiç hesap etmedim. Ne kadar yürüsem son durak kendim. Anladım, mânasız bu yürüme. Öyledir ne büyük dalgalardan kaçar da insan, bir kum yutar boğulur.
Ama bu sürecin bana öğrettiği bir göz dalması hakikatine vâkıf oldum ki bin esmer kızın bana âşık olmasına yeğlerim bunu. 
Gözler niçin dalar? Çünkü mutluluk henüz burada olmayandır bilir insan. Bekler. Kim bilir belki, biri çıkar gelir biriktirdiğin onca sahte resmi hakiki bir sûretle yıkıverir.
Şeyhlik makamı bana yaraşır mı yaraşmaz mı bunu düşünmeye pek de vaktim olmadı. Bir anda nutuklar atan, bir sözümle aileler kuran aileler yıkan, nutka salahiyet kazanan ve fakat mantığa zerre pay bırakmayan horap şiki lop heriflerden biri olmanın meyus çilesini üstlendim.
Şeyh Babam'ı ben öldürmedim. Nursel'i de. Vakti gelen gitti. 
Sevdiği birini kaybeden bilir, insan çorbaya salladığı her kaşıkta bir ölüyü de sallar. Ben her nefeste bir Nursel'i, her adımda bir Şeyh Baba'yı öldürmenin yükte de pahada da ağır diyemeyeceğim bedelini ödüyorum.
Aldatan insana diyecek bir şeyim yok. Aldanan insana da. Belki bu sebeple taraflardan biri çeker de silahını tüm cümleleri bir kurşuna bırakır. Yüksek bir gürültüye, içli bir ağıta, nefes alamaya alamaya hıçkıra hıçkıra ağlamaya... Sana altını çizeceğin devrik bir cümle bırakıyorum:
"Mevsimler hiç olmasın, annemin gözlerinden başka."

İnsana dair konuşmaya başlar başlar tıkanır kimileri. Ben böyle değilim. Bir tramvay yolculuğum esnasında neden intihar etmemeliyim soruma verdiğim cevap, söyleyecek sözlerimin olduğuna inandığımı ihtiva eden bir cümleyle nihayete ermişti. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...