Gençsin, önce yakıp yıkacağın bir dünya vardır karşında. Gençsin, isyan etmek ananın en ak sütünden bile daha saffetli bir suretle hakkındır. Sana sorulmadan kurulmuş bir düzenin, yasaların, insan ilişkilerinin, dillerin, olgu ve olayların, tarihin yükünden, sosyolojik kabullere, örflerden âdetlere (türetebildiğin kadar kendin türet işte) bir yığın yapman gereken ve yapmaman gereken şeyin muhatabı olarak bulursun kendini. Ne bileyim lan işte git bir Avrupalı'ya da; "Şey ben Türk'üm ama Müslüman değilim." de. Sana; "Wow, How conscious you are!" desin, başıyla onaylasın, sonra götüyle gülsün.
Gençsin bir takım hakların var evet. Bir zamanlar sana 'genç' denilmez 'hazine' denirdi Türkçede. Kıymetlisin yani anlayacağın. Ama sana hazine demelerinin masum olmasının yanında sır olarak tutulan da bir yanı var. Hazinesin, yani harcanacak meta. Gençlerin bunalımı, yalnız egzistansiyalistlerin insanın anlam arayışına ilişkin tumturaklı cümlelerinde dile getirilen cinsten değil.
Şeyhliğimin ilk günleri, bütün projektörlerin bana dönük olduğu demlerde bir gazeteci kız geldi yanıma, gazete tirajının biraz yükseleceği sansasyonel bir röportaj hazırlığının heyecanıyla üç beş beni anlamaktan fersah fersah uzak soru yöneltti. Sorulardan biri gençlere dairdi de üç aşağı beş yukarı şöyle söylediğimi anımsıyorum:
"Tüketiyorsunuz. Anneler ve babalar olarak çocuğunuzun Rabb'i olmak gibi saçma sapan bir misyonun içinde buluyorsunuz kendinizi. Size çocukken yaptırılmayan ve ettirilmeyen küçük çocuk kalbinizi kıran ne varsa elinizde, bugün o kırılmış kalplerinizle kendi çocuğunuza yük olmaktan başkaca bir şey yaptığınız yok. Rabbanilerden olmanın yolunu arayın. İnsan ilah istese dünyada binlerce dinin binlerce ilahından birini bulur da yapışır eteğine. Hak dinin mümininin yapması gereken şey salt rabbanileşmektir."
İnsanlar şöyle bir algıyla yaklaşıyorlar size; "Bütün cümleleri doygun, her harfi bir anlam değer dünyası mezceden cinsten ve mânalı olsun." Hayır, insan insana düşündüklerinin hiçbir zaman bütününü söyleyememiştir. Düşünceler, konuşulunca, karşıya düşe düşe gider ve muhataba konabilen cılız üç beş cümleden ortaya çıkan hâle 'iletişim' deriz. Bununla da kalmaz, kitaplar yazar, fakülteler kurar, tezler hazırlar, insanın insanı anlamasının yollarını arar dururuz.
İnsan insana cümlelerle gider. Ama insan insanda en çok susarak kalır.
Çünkü susmak, konuşacak bir şeyi olmamak değildir. Yapacak her şeyi anladıktan sonra yapacak hiçbir şeyi olmamaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder