Ana içeriğe atla

Şeyh Babam VII.

Gençsin, önce yakıp yıkacağın bir dünya vardır karşında. Gençsin, isyan etmek ananın en ak sütünden bile daha saffetli bir suretle hakkındır. Sana sorulmadan kurulmuş bir düzenin, yasaların, insan ilişkilerinin, dillerin, olgu ve olayların, tarihin yükünden, sosyolojik kabullere, örflerden âdetlere (türetebildiğin kadar kendin türet işte) bir yığın yapman gereken ve yapmaman gereken şeyin muhatabı olarak bulursun kendini. Ne bileyim lan işte git bir Avrupalı'ya da; "Şey ben Türk'üm ama Müslüman değilim." de. Sana; "Wow, How conscious you are!" desin, başıyla onaylasın, sonra götüyle gülsün.

Gençsin bir takım hakların var evet. Bir zamanlar sana 'genç' denilmez 'hazine' denirdi Türkçede. Kıymetlisin yani anlayacağın. Ama sana hazine demelerinin masum olmasının yanında sır olarak tutulan da bir yanı var. Hazinesin, yani harcanacak meta. Gençlerin bunalımı, yalnız egzistansiyalistlerin insanın anlam arayışına ilişkin tumturaklı cümlelerinde dile getirilen cinsten değil. 

Şeyhliğimin ilk günleri, bütün projektörlerin bana dönük olduğu demlerde bir gazeteci kız geldi yanıma, gazete tirajının biraz yükseleceği sansasyonel bir röportaj hazırlığının heyecanıyla üç beş beni anlamaktan fersah fersah uzak soru yöneltti. Sorulardan biri gençlere dairdi de üç aşağı beş yukarı şöyle söylediğimi anımsıyorum:

"Tüketiyorsunuz. Anneler ve babalar olarak çocuğunuzun Rabb'i olmak gibi saçma sapan bir misyonun içinde buluyorsunuz kendinizi. Size çocukken yaptırılmayan ve ettirilmeyen küçük çocuk kalbinizi kıran ne varsa elinizde, bugün o kırılmış kalplerinizle kendi çocuğunuza yük olmaktan başkaca bir şey yaptığınız yok. Rabbanilerden olmanın yolunu arayın. İnsan ilah istese dünyada binlerce dinin binlerce ilahından birini bulur da yapışır eteğine. Hak dinin mümininin yapması gereken şey salt rabbanileşmektir."

İnsanlar şöyle bir algıyla yaklaşıyorlar size; "Bütün cümleleri doygun, her harfi bir anlam değer dünyası mezceden cinsten ve mânalı olsun." Hayır, insan insana düşündüklerinin hiçbir zaman bütününü söyleyememiştir. Düşünceler, konuşulunca, karşıya düşe düşe gider ve muhataba konabilen cılız üç beş cümleden ortaya çıkan hâle 'iletişim' deriz. Bununla da kalmaz, kitaplar yazar, fakülteler kurar, tezler hazırlar, insanın insanı anlamasının yollarını arar dururuz.

İnsan insana cümlelerle gider. Ama insan insanda en çok susarak kalır.

Çünkü susmak, konuşacak bir şeyi olmamak değildir. Yapacak her şeyi anladıktan sonra yapacak hiçbir şeyi olmamaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...