Tekkenin bahçesindeydik. Kiraz ağaçları, hüzmelerini alnımızın ortasına saçıp savuran sapsarışın bir güneş, tenimizi okşayan bir rüzgâr ki sorma gitsin tüylerim diken dikendi. Hiç olacak yeri değildi a Şeyh Babam eliyle beni işaret etti. Gittim. "Bir şeyler anlatmanı istiyorum." dedi. Cuma mı bugün, camii mi burası sorularına gerek kalmadan, "Az kaldı." dedi. "Canıma minnet." demedim. Aşağıdaki satırları aktardım dervişâna. Nasıl da doluydum o gün:
"Kadınlar, eşlerinin yeni aldıkları aldıkları zinetlerini diğer kadınlara bir üstünlük niyetiyle takıp takıştırarak meclislerimizde bulunmasınlar. Haset etmek kötüyse haset ateşini harlamanın hükmünü kendiniz verin.
Hristiyan âdeti gelinlik zamazingosunu (birkaç saatlik giyip ömür boyu sandığa kaldıracakları bir kıyafete ne denir bilemedim) giymenizin fetvasını yüz dört kitaptan birinde çıkarıp getirmediğiniz müddetçe yasaklıyorum.
Felsefe okumayan kızlara saygım yok. (Erkeklere varmış gibi.)
Etimoloji, sosyoloji, psikoloji, sinematoloji ve dahi üç beş loji daha bilmeyen kızlara da saygım yok.
(Hep kızlara saydırdım diye düşünüyorsan yanılırsın.)
Erkek müridân!
Sigara (hele kaçak tütünden sardıklarınızsa) paketleriniz tekkeye girmeden önce girişteki çöp tenekesine atılacak içeriye öyle girilecek.
Sivri uçlu kundura giymeniz, yumurta topuk giymeniz, bot giymeniz (nasıl rahatsız eder aşil kemiğini. Bu Aşil garibim zavallı annesinin hatasından sebep helak olur. Yunan mitolojisinin en önemli kahramanıdır. Anası bunu baş aşağı tutarak ölümsüz olsun deyu bir nehre batırır da eliyle tuttuğu topuğu suya giremez. Neyse Helen'in derdine çıkan Troya Savaşı'nda da bunun topuğuna gelen ok alır canını. Lan konu nereye geldi be.)
Her gün on on beş sayfa İsmet Özel okumayan, günlük virtlerini de çekmesin. Okuyun bu adamı arkadaş! Okuyun! Kendinize saygınız olsun!
Televizyon izlemiş gözleriniz bakmasın tekke tabelasına.
Harama dokunan elleriniz çalmasın kapımızı.
Bin bir kulp bularak aklayıp pakladığınız yolsuzluklarınız, yalanı dost edinen cümleleriniz, zekattan kaçırdığınız cirolarınız, lan Ebuzer'e ters gelecek ne varsa yapmayacaksınız işte!"
Şeyh Babam'a baktım. Gözlerini kapatmıştı. Kıs kıs gülüyor muydu ağlıyor muydu bilemedim o gün.
Kulağına eğildim: "Horap şiki lop lop." dedim.
"Üçünü beşini böyle, dördünü sekizini başka vakit söyleye söyleye olur belki." dedi.
Umudunu kıramadım. "Olur" sana sana geçer gider de ömür, dolan yalnız "olmadı" sandıklarında biriktirdiklerimizdir.
Yorumlar
Yorum Gönder