Ana içeriğe atla

Şeyh Babam II

Tekkenin bahçesindeydik. Kiraz ağaçları, hüzmelerini alnımızın ortasına saçıp savuran sapsarışın bir güneş, tenimizi okşayan bir rüzgâr ki sorma gitsin tüylerim diken dikendi. Hiç olacak yeri değildi a Şeyh Babam eliyle beni işaret etti. Gittim. "Bir şeyler anlatmanı istiyorum." dedi. Cuma mı bugün, camii mi burası sorularına gerek kalmadan, "Az kaldı." dedi. "Canıma minnet." demedim. Aşağıdaki satırları aktardım dervişâna. Nasıl da doluydum o gün:

"Kadınlar, eşlerinin yeni aldıkları aldıkları zinetlerini diğer kadınlara bir üstünlük niyetiyle takıp takıştırarak meclislerimizde bulunmasınlar. Haset etmek kötüyse haset ateşini harlamanın hükmünü kendiniz verin.
Hristiyan âdeti gelinlik zamazingosunu (birkaç saatlik giyip ömür boyu sandığa kaldıracakları bir kıyafete ne denir bilemedim) giymenizin fetvasını yüz dört kitaptan birinde çıkarıp getirmediğiniz müddetçe yasaklıyorum.
Felsefe okumayan kızlara saygım yok. (Erkeklere varmış gibi.)
Etimoloji, sosyoloji, psikoloji, sinematoloji ve dahi üç beş loji daha bilmeyen kızlara da saygım yok.
(Hep kızlara saydırdım diye düşünüyorsan yanılırsın.)
Erkek müridân!
Sigara (hele kaçak tütünden sardıklarınızsa) paketleriniz tekkeye girmeden önce girişteki çöp tenekesine atılacak içeriye öyle girilecek.
Sivri uçlu kundura giymeniz, yumurta topuk giymeniz, bot giymeniz (nasıl rahatsız eder aşil kemiğini. Bu Aşil garibim zavallı annesinin hatasından sebep helak olur. Yunan mitolojisinin en önemli kahramanıdır. Anası bunu baş aşağı tutarak ölümsüz olsun deyu bir nehre batırır da eliyle tuttuğu topuğu suya giremez. Neyse Helen'in derdine çıkan Troya Savaşı'nda da bunun topuğuna gelen ok alır canını. Lan konu nereye geldi be.)
Her gün on on beş sayfa İsmet Özel okumayan, günlük virtlerini de çekmesin. Okuyun bu adamı arkadaş! Okuyun! Kendinize saygınız olsun!
Televizyon izlemiş gözleriniz bakmasın tekke tabelasına.
Harama dokunan elleriniz çalmasın kapımızı.
Bin bir kulp bularak aklayıp pakladığınız yolsuzluklarınız, yalanı dost edinen cümleleriniz, zekattan kaçırdığınız cirolarınız, lan Ebuzer'e ters gelecek ne varsa yapmayacaksınız işte!"
Şeyh Babam'a baktım. Gözlerini kapatmıştı. Kıs kıs gülüyor muydu ağlıyor muydu bilemedim o gün.
Kulağına eğildim: "Horap şiki lop lop." dedim.
"Üçünü beşini böyle, dördünü sekizini başka vakit söyleye söyleye olur belki." dedi.
Umudunu kıramadım. "Olur" sana sana geçer gider de ömür, dolan yalnız "olmadı" sandıklarında biriktirdiklerimizdir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...