İnsanın bütün ızdırabının kökeninde geç kalmışlık duygusu ve mukayese yatıyor.
Kimdir insan? Geç kalan.
Kimdir insan? Karşısında gördüğü kişi/şeyde kendi noksan taraflarını idrak eden.
Doğrusu bu ya, ilk zamanlarda kendimi daima birileriyle mukayese etmek canımı yakarken bugün bu düşünce yine onun gölgesinde kaldığına inandığım geç kalmışlık duygusuna yerini büsbütün bıraktı.
Fakat bunların hiçbiri haset etmek gibi bir bayağılığın kucağına atmıyor beni. (Acaba doğru mu bu söylediğim?) Bu noktada kalbimin temizliğini çokça ölçüp biçtim. (Tabi bu da.)
Şahit ola ola gidiyorum. Şahit ola ola artıyor ve eksiliyorum. Yalnızlığım ne çok seviyorum seni. VE YİNE YALNIZLIĞIM NE ÇOK NEFRET EDİYORUM SENDEN.
Kaderimiz hep bir benziyor sevdiklerimizin kaderine.
Bir de bir bakışına, bir el kol hareketine ne bileyim bazen bir adımına bakıyorum da birinin hemen bende yer eden bir yaranın onda da yer ettiğini fark ediyorum. E gidip tanışacaksın, biliyorum şuranın kanadığını diyeceksin de in misin cin misin hemşerim? Kötü niyetliler cehennemindeyiz. Yine de göze alıyorum karşılacağım tepkiyi de zaman zaman cesaret edip gidip konuşuyorum. Gerçi ne cesareti Allah aşkına? Es kaza bir yere gidip yemek yemek için oturacak olsam, utana sıkıla sipariş veren, garsona bin bir teşekkür etmeden, masayı ona çok az iş bırakacak şekilde silip toparlamadan kalkamayan adamım ben.
Kim bilir şimdi nerededir? Nasıldır? diye düşünüp de uykular kaçırdığım insanların bundan haberinin olmayışının ızdırabı da merak yüküme dahildir.
Yorumlar
Yorum Gönder